Zafer Akay
Seyfi Arkan'ın mesleki etkinliğinde Atatürk'ün ölümünün bir
kırılma noktası oluşturduğu düşünülür. Arkan'ın yaşamöyküsüne değinen tüm
kaynaklar bu konuda aynı fikirde görünürler. Arkan'ın mesleki şansı tersine
dönmüştür. (Gür, Gür, 2001:48; Onay, 1992:68 Uğur Tanyeli 1938-40 yılları
arasında tüm yaşamının değiştiğini vurgular. (Tanyeli, 1992:92; Tanyeli,
2007:121) Arkan, 1930'larda Atatürk ile özel bir ilişkisi dolayısıyla mı
meslektaşlarına göre daha şanslı olmuştur? Türkiye'de yerel bir modernist
mimarlığın desteklenişi Atatürk ile mi sınırlı kalmıştır? Ya da modernizmi sona
erdiren çağın ideolojik koşulları mı Arkan'ı devre dışı bırakmıştır? Bu karmaşık
süreci yorumlamak, Arkan'ın Atatürk tarafından "özel mimarı" olarak seçilmesinin
ayrıntılarını sorgulamayı gerekli kılıyor.
 |
Atatürk, Şükrü Kaya ile Fenerbahçe'de, Arkan arkada... |
Arkan'ın
Atatürk'le ilişki kurmasının meslektaşları tarafından pek anlaşılamadığı
düşünülebilir. Özellikle Zeki Sayar'ın, kendi deyimiyle Atatürk'e nasıl "intisab"
ettiğini bilmediğini söyleyerek, bir özel ilişki imasında bulunması dikkat
çekicidir. Arkan'ı arkadaşlar arasında "saray mimarı" olarak
adlandırdıklarını söyleyen Sayar, Sedad Eldem'in aynı şansı elde edemeyişini vurgular.
(Kumral, 1995:105) İlk resmi projesi olan Devlet Matbaası veya Onuncu Yıl takları gibi
konularda, ya da Çankaya Köşkü'ndeki tamirat işi için, devlet tarafından
Avrupa'ya eğitim için gönderilmiş bir genç mimarın çağrılması çok da olağandışı
görülmemelidir. Arkan'ın ilk önemli resmi projesi olan Hariciye Köşkü
yarışmasında, o sırada vilayet mimarı olarak Ankara'da bulunan Behçet Ünsal
dışındaki davetliler hakkında bilgi yoktur.[1] Bu yarışmada Sedad
Eldem'in davetli olmayışında belki bazı nedenler aramak mümkündür.[2] Florya
Köşkü yarışması ve diğer davetli mimar Martin Wagner'in yarışma sonrası
yorumları hakkında ise daha çok bilgi sahibiyiz. (Akcan, 2006:122-128) Atatürk ile Arkan arasında başlangıçta özel bir yakınlık
olmadığı, olasılıkla Atadan köşkü projesi sunuşu sırasındaki öyküden de
anlaşılmaktadır: Arkan'ın sonraki yıllarda yakınlarına sıkça anlattığı öyküye
göre, Atatürk genç mimardan sunduğu perspektif çizimin aynısını köşkte de
yapmasını ister ve çizim tamamlanınca alnından öperek kutlar.[3]
Hariciye ve Florya Köşkleri'nin başarıyla
 |
Arkan, Çankaya'daki Camlı Köşk için eskiz |
tamamlanmasından sonra Atatürk ile
Arkan arasında bir tür yakınlık ortaya çıkmış görünmektedir. Kızının isminin
verilmesi, soyadının verilmesi, meşhur sofraya katılmış oluşu, olasılıkla
burada tanıştığı Beyatlı tarafından kendisi için yazılan dörtlük bu yakınlığın açıklayıcılarıdır.
Bunlara zaman zaman Florya köşküne deniz banyosuna davet edilmesi eklenebilir.[4]
Atatürk ile bunların ötesinde bir yakınlığa ilişkin bir ipucu veya başka bir
anı bulunmamaktadır. Atadan Köşkü tasarımının Arkan'a doğrudan, yarışmasız
olarak verilmesinin arkasında, gerçekleştirdiği iki başarılı projeden başka
neden aramak pek anlamlı görünmese de, bu durum "Atatürk'ün Özel
Mimarı" tanımlamasını bir anlamda haklı çıkarmaktadır. Arkan'ın
Dışişleri'nden sonra, Cumhurbaşkanlığı için gerçekleştirdiği iki villa ile,
meslektaşlarından farklılaşarak, özel bir konum elde ettiği düşünülebilir. Bu
konumun sosyal ilişkilerinde hissedilmesine dair birçok anı vardır. Öte yandan
Arkan'ın birinci ödül kazandığı açıklanan iki önemli ve kapsamlı resmi yapı yarışmasında,
sonuca varan projelerin Avrupalı mimarların oluşu dönemin "yakınlık
ilişkileri"nin gerçek boyutlarını açıklamaktadır. "Devlet
mimarlığı" konumunun ise Viyanalı kübist ve her zaman
"anti-modernist" Holzmeister'e daha uygun olacağı kuşkusuzdur.
Bütün
bu yakınlık iddialarına rağmen özellikle Florya Köşkü'nün nem sorunu başta
olmak üzere, tam tersine Atatürk'ün memnuniyetsizlikleri oluşu da ilginçtir. Kemal
Ahmet Aru'nun o sıralar Atatürk'ün Özel Kalem Müdürlüğü'nde çalışan kuzeni
Selim Aru'dan aktardığı öykü bu memnuniyetsizliği anlatır:
"Bir
yaz gecesi, Atatürk, Deniz Köşkü'nde, su üzerindeki büyük salonda oturuyormuş.
Denizden hafif bir serinlik gelmesine rağmen, salonda bunaltıcı bir sıcak
varmış. (...) Atatürk; "Nedir bu sıcak, gidin bir inceleyin" demiş. O
sırada Atatürk'ün yakın arkadaşı, Cevat Abbas; "Paşam, bu hararet
yukarıdan geliyor, kanıma göre tavan kenarlarını dört yönde çeviren yüzlerce
lambanın yarattığı ısı olacak" demiş. Atatürk birden fevkalade kızmış ve;
"Bu nasıl bir mimar, tevekkeli değil, onun için bana birçok şeyler
söylemişlerdi, kaldırın bütün lambaları" demiş. (Aru, 2001:30)
Bu
öykü, çok özgün ve sıra dışı bir tasarım olan Florya Köşkü'nün ilginç
detaylarını ortaya koyarken, genç mimarın Cumhurbaşkanlığı özel mimarı konumunu
elde edişinin kolay olmadığını da gösterir. Karşısındaki lobilerin, daha sonra
aralarındaki rekabetin sertleşeceği Eldem'den çok, Arkitekt'in satır aralarında
yer yer dile getirilen Avrupalı mimarlar çevresinde oluştuğunu düşünmek daha
mantıklı görünmektedir. Doğal olarak Arkan'ı destekleyen lobilerin varlığı da
düşünülebilir. Bunlar arasında öğrenciliğinden bu yana çalıştığı İdare-i
Fenniye firmasının önemli bir yer tutması akla yatkın görünmektedir.
Atatürk'ün
son yıllarında biraz bozulduğu anlaşılsa da, oluşan bu yakınlığın önemli etkileri
olduğu açıktır. Arkan'ın etkinliğinde, resmi işler yanı sıra devletin ileri
gelenleri ve yüksek bürokrasiden gelen özel işler önemli bir yer tutar. Dönemin
İçişleri Bakanı Şükrü
Kaya villası, Cumhurbaşkanı yaverlerinden Bay Naşit apartmanı, Prof. Selim
Sırrı Tarcan villası ve Salih Bozok villası bu yapılardandır. Çok kısıtlı
bilgi bulabildiğimiz Kaya ve Tarcan villaları, İstanbul'un Anadolu yakası
sahillerindeki başka Arkan tasarımı villalar gibi modernizmin simgeleri olmuş
olmalılar. Yerellik kaygıları taşıması koşuluyla Atatürk'ün açık desteğini
almış olan modernizmin, dönemin seçkinlerinin yaşam biçimlerini belirlemekte
etkili olduğu çok açık. Arkan'ın ise özellikle 30ların ortalarında modernizmin
ödünsüz bir savunucusu olarak öncü bir konumda olduğu da. Ancak ne yazık ki
bunun kanıtlarının çok azı bugüne ulaşabilmiş durumda.
Atatürk'ün
ölümü Seyfi Arkan'ın askerlik görevi yıllarına rastlar. Arkan'ın mesleki
etkinliği Atatürk'ün ölümüyle birdenbire kesintiye uğramış değildir. Ancak ilk
askerlik görevinden döndükten sonra, 1939-40 yıllarında, son kamusal yapısı
olacak olan Adana Halkevi dışında kamusal
proje yoktur. Artık tasarladığı prestijli konutların sahipleri arasında da
devlet ileri gelenleri bulunmaz. Yapı etkinliğinin oldukça azaldığı savaş
yıllarında, bir şekilde askerlik görevi sırasında da sürdürdüğü anlaşılan imar
planlarında uzmanlaşır. Akademi'de, olasılıkla Eldem tarafından uygun görülen
şehircilik, meslek pratiğinin de ağırlığını oluşturmaya başlar.
1940-48:
Küskün Modernist
 |
1 Muhlis Erdener
villası, Emirgan, 1939-40, |
 |
4 Cemal Nevrol
villası, Göztepe, 1940 |
Arkan'ın
1940-45 yılları arasında tasarladığı çoğu İstanbul'da bulunan villa ve
apartmanlar hakkında çok az bilgimiz bulunuyor.[5]
Bunların 1937-38 yıllarında yapılarında gözlenmeye başlanan anlayışın devamında
olduğu düşünülebilir. Arkan'ın 30ların sonunda ağırlık kazanmaya başlayan
klasisizmin etkisini kabullenme zorunluluğunu gösteren, son yayınlanmış projesi
Bozok Villası gibi ipuçları bulunabilmektedir. Kendi seçiminin modernizmde
direnmek olduğu ise iki seçenekli olarak hazırlandığı Halkevleri projelerinde
ortaya çıkmaktadır. Yine bu sürecin başında tasarlanan, 1939 tarihli, Emirgan'daki
Muhlis Erdener villasının, kaset tavanlı portikosuyla, simetrik yapısı ve
geometrik balkon parmaklıklarıyla dönem için tipik bir ürün olduğu
düşünülebilir. (resim
1, 2) Genel çizgileriyle bu anlayış dönemin koşullarına uyum
gösteren ılımlı bir modernizm olarak tanımlanabilir. Aynı yıl tamamlanmış, 1966
tarihli hava fotoğrafında belirleyebildiğimiz Karaorman
Villası da eğimli araziye teraslamalarla yerleşen mütevazi bir modernist yapı
görünümündedir. (resim 3) Arkan'ın
40lı yılları hakkında bilgi veren az sayıdaki veriden biri olarak
değerlendirdiğimiz villa fotokartının, Arkan'ın kayıtlarında 1940 tarihli
Nevrol Cemal Villası olarak kaydedilmiş yapı olduğunu düşünüyoruz.[6] (resim 4, 5) Bağdat Caddesi'nin ilk villalarından olduğu anlaşılan
yapı, çift kat yükseklikli kolonlarıyla güncel eğilimlere göz kırparken,
belirgin asimetrisi ve yalın çizgileriyle Arkan'ın modernist direnişini
kanıtlar.
 |
6 Salih Bozok villası,
Suadiye, 1936-37 |
Arkan
sonuçta, Garan villasındaki güneye yönlenme ilkesi ya da bant pencereli Kozlu projesindeki gibi 1934-35 yıllarının Bauhausçu
modernizminden, 1937'de tasarlanan Bozok villasının simetrisiyle
uzaklaşmaya başlamıştır. (resim 6) 1938 başının Kamutay yarışması projesi belirgin bir
"İkinci Milli" ifadesi taşır. (resim
7) Aynı değişim 1938 ya da öncesinde
tasarladığı İzmit Halkevi ile 1940 yılında tasarladığı Adana Halkevi arasında da belirgindir. Anlaşıldığı
kadarıyla mimarlıktaki "ulusalcı" söylem Almanya yıllarından bu yana
Arkan'ın yabancısı değildir. İmzasını taşıyan az sayıdaki yazılı kaynaktan
birisi olan "Stadyumlar" başlıklı raporunda, Alman zevki ve Alman
ruhundan doğallıkla söz eder. "Almanlığı" konu edilen Frankfurt Am
Main'daki Wald stadyumundan söz ederken, Almanya bağlamında ulusalcı söyleme
yatkınlığını ortaya koymaktadır: "Hakikatte tam bir Alman zevkinin
ağırbaşlılığını taşıyan bütün bu spor heyeti, binaları ve yeşil meydanlariyle
Alman ruhunu iyi okşayacak bir hava teşkil etmektedir. Çok güzel bir orman, bu
stadyumu görmek için gelenleri, ilk cezbedecek medhal ziynetidir." (Seyfettin
Nasih, 1933:313) 30ların sonunda Arkan'ın mimarlığı "İkinci Milli" ya
da "ulusalcı" çizginin çok da uzağında değildir. Söylem olarak da
uzağında olmadığı düşünülebilir. Daha önceki yıllardaki "ulusalcı"
bakış açısı, yabancı mimarlara karşıt konumdaki tarihi bilinmeyen bir gazete
yazısında da belirgindir: "Bazı sanat şubeleri vardır ki, onda, mutlaka
milli zekânın, milli kudretin işlemesi icab eder. Orada, ecnebi ruhlar, estetik
inceliklere nüfuz edemez; etse bile, eserdeki yabancılığı derhal göze çarpar."
(Gürel, 2010:65) Ancak hiçbir metinde ya da anıda Arkan'ın Türk ruhundan
bahsettiğine ilişkin bir ipucu yoktur. Kesin olan Arkan'ın, Türk Evi, plan
tipleri, ya da Eldem'i çağrıştıran herhangi bir kavrama çok uzak oluşudur.
 |
8 Hariciye Köşkü,
Ankara, 1934-35 |
Belki
de burada sorgulanması gereken "İkinci Milli"nin ne kadar milli olduğudur.
40ların totaliter ulusalcı ideolojilerinin kendilerini temsil etmek için uygun
buldukları, yerel mimarlık temelinde ulusal karakter taşıyan yapılar üretmekten
çok, geleneksel mimarlık ile kopan bağı yeniden kurmaktır. Bu sadeleştirilmiş Eski
Yunan klasisizmi bir tür muhafazakar uluslararası stil oluşturmaktadır. İronik
olarak Sedad Eldem'in söyleminde de "millilik"ten çok
"yerel"lik vurgulanmış, "modernizm" ise Arkitekt yazarları
tarafından "ulusalcı" söylemler ile savunulmuştu. Arkan'ın önemli iki başarısında,
Hariciye Köşkü'nün geniş saçağı ve İller Bankası'nda da yinelenen 1/2 oranlı
giyotin pencereler gibi yerel öğelere başvurmuş olması dikkat çekicidir. (resim 8, 9) Bunları belki kendisi birer
ödün olarak görmüştü. Şaşırtıcı olan ise Eldem'in önemli başarısı olan Tekel
Genel Müdürlüğü ya da Başbakanlık yapısında çok benzer bir yerellik
yaklaşımının geçerli oluşudur. (resim 10)
Bu ilginç buluşmadan sonra yollar ayrılacak, Eldem modernizmden uzaklaşırken,
Arkan da yerel öğeleri tümüyle unutacaktır. Bu bağlamda, 40lı yıllarda Arkan'ın
mimarlığı, simetri gibi klasisist etkilere açık, yerellik arayışlarına ise oldukça
kapalı, ılımlı bir modernizm olarak tanımlanmalıdır.
 |
9 S. Arkan, İller Bankası,
Ankara, 1937-38 |
 |
10 Sedad H. Eldem, Başbakanlık,
Ankara, 1938
|
40lı
yılların başı Arkan'ın özel yaşamında da çalkantılı bir dönemdir. Gizli tuttuğu
boşanması bu yıllara rastlar. Sosyal ilişkilerinin değişmesi bir küskünleşme
ile açıklanmaktadır. Meslektaşlarından dostlar edinmediğinden söz edilmektedir.
Bu küskünleşmenin temelinde en çok, Tanyeli'nin söylediği gibi, "Modern
Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli tasarımcılardan biri olan" Arkan'ın
proje hocası olamayışı olmalıdır. (Tanyeli, 1992:92) 30lu yılların
yoğun temposunda belki çok da fark edemediği bu yalnızlaşma, savaş yıllarının durgun
günlerinde onu daha derinden etkilemiş olmalıdır. Bu yıllarda yoğunlaşmış
görünen imar planı çalışmaları da onu İstanbul'dan uzak tutmuş olabilir. Bu
yıllardan neredeyse hiç bir anı da kalmamıştır. Ancak bu küskünlük mimarlık
çevreleriyle ilgili olmalıdır. Bütün olumsuz koşullara karşın, mesleki
etkinliğini sürdürmekte ve bunun için çaba harcamakta olduğunu varsaymak daha
doğrudur. Bunun ipuçlarından birisi, bu yıllarda Arkan'ın Galatasaray Lisesi'nin
iki salonunu dolduran sergisidir. Muammer Onat tarafından aktarılan bilgiye
göre bu sergi 1945'ten birkaç yıl önce düzenlenmiş olmalıdır. (Gezgin,
2003:142)
1940'ta
Salih Bozok villasının tamamlanmasından sonra,
projelerin Arkitekt'te yayınlanmasında da kesinti olmuştur. Arkitekt'teki proje
tanıtımlarında ve daha sonraki ifadelerinde projelere ilişkin övücü ifadeler
kullanan Sayar ve Mortaş'ın Arkan'dan proje istemekten vazgeçtiklerini düşünmek
zordur. 1941-42 yılları Arkitekt için de kriz yıllarıdır. Abidin Mortaş'ın
1942'de Ankara'ya taşınmasının, bir anlamda Zeki Sayar'ı yalnız bırakmasının
bir etken oluşturabileceği düşünülebilir. Bozok villasıyla ilgili son yayınla
Arkan'ın yeterince ilgilenememiş, iç mekanın fotoğraflanmasını sağlayamamış,
hatta yazı verememiş oluşu dikkat çekmektedir. Olasılıkla Arkitekt'teki
kesintinin arkasında, daha önceki yıllarda da birçok projesi yayınlanmayan
Arkan'ın bu tür detaylara zaman ayıramaması vardır. Ama buradaki daha önemli
nedenin Sedad Eldem ile aralarındaki gerilim olması daha gerçekçidir. Arkan'ın
yalnızlaşma sürecinde, resmi projelerle birlikte mimarlık dünyasının Sedad
Eldem ve Emin Onat ortaklığı çevresinde örgütlenmeye başlaması olmalıdır. Arkitekt
de Zeki Sayar'ın açıkça belirttiği gibi tercihini Eldem yanında kullanmış
olmakla, Arkan'ın küskünlüğünün bir başka hedefi olmuş görünmektedir. Bu
yalnızlaşma ortamında, 1942-43 yıllarında 2. Ödül alan, Ali Saim Ülgen ile
Eskişehir Köy Enstitüsü yarışması için yaptığı ortaklık not etmeye değer.
 |
11 Selim Ragıp Emeç
villası, Suadiye, 1941 |
Bu
yıllarda İstanbul ve Samsun'da gerçekleştirdiği az sayıdaki konut yapısı ve
Ege'deki birkaç projesi hakkında şu anda herhangi bir bilgimiz bulunmamakta. Ancak
İstanbul'daki villalardan biri hakkında oldukça önemli bilgilere sahibiz.
Arkan'ın 40lardaki müşterilerinin, bu kez önceki yıllardan oldukça farklı
olarak, çoğunlukla iktidara ters düşen muhalif kişilikler olduğu
anlaşılmaktadır. Suadiye'de 1941de yapılan ve bugün ayakta olmayan villayı yaptıran
Selim Ragıp Emeç'in ve aynı yıllarda Talimhane'de bir apartman tasarımı yaptığı
Ekrem Uşaklıgil'in Son Posta gazetesinin ve daha sonra Demokrat Parti
kurucuları arasında yer almaları ilginçtir. Oldukça büyük bir yapı olan Selim
Ragıp Emeç Villası'nın Arkan için farklı bir deneyim olduğunu anlatan, Selim
Ragıp Emeç'in kızı Leyla Tavşanoğlu tarafından aktarılan ilginç bir öyküsü
vardır.[7]
Cumhurbaşkanlığı Misafir Köşkü'nde sınırsız yetkiler verilmiş olduğu anlaşılan
genç mimarın, aynı koşulları özel kişilerle de elde etme isteğinde olduğu
anlaşılmaktadır. Arkan'ın proje hakkında çok az bilgi verdiği, kendisine
güvenilmesini istediği belirtilmiştir. Öte yandan yapının detayları ve
aksesuarlarında, Arkan tipi aydınlatma, ispanyoletler vb. malzemenin
belirlediği yerlerden temin edilmesini beklemektedir. Emeç bu koşulları kabul
etmez ve inşaat Arkan'sız, Arkan'ın kalfası ile bitirilir. (resim 11) Saçakta görülen korniş motifleri olasılıkla kalfanın
katkısıdır. Gemi formundan esinlenen yapı, gemi bacasını anımsatan kulesi ile,
Arkan modernizminin güncel koşullara uyarlanmış biçimini yansıtır.
 |
15 H. Kara Apart., Talimhane, 1943-44 |
1942
yılının Ekrem Uşaklıgil apartmanı Arkan'ın bundan sonra uyarlanmaya çalışacağı
gerçekçiliği yansıtır. Yapı oldukça ödünsüz bir modernist etkidedir. (resim 12) Ancak, örneğin ana giriş
kapısında, bu kez daha mütevazi detaylar yeterli bulunmuştur. İç mekanda ise
yine Üçler apartmanındaki gibi bükülmüş boru korkuluk detayları uygulanmıştır.
Mermer kaplamalar ise daha popüler bir anlayışı yansıtır. (resim 13, 14) Birkaç yıl sonra gerçekleştirilen Hüseyin Kara apartmanı
ise adeta öncekinin biraz büyütülmüş bir
kopyasıdır. (resim 15) Bu kez
detaylar daha da gerçekçidir. Mucize gibi olan bu iki yapının da çok iyi
korunmuş durumda ve neredeyse tümüyle özgün biçimlerinde bulunuşlarıdır.[8] Yine
1942'de tamamlanmış olan Müteahhit Lütfi Villası adıyla kaydedilmiş olan
yapıyla ilgili ne yazık ki herhangi bir bilgiye ulaşamadık.[9]
 |
17 İzmir Fuarı
Sümerbank Pavyonu, 1946 |
1944
yılında tasarladığı İzmir Fuarı Sümerbank Pavyonu, 1936da
yapılmış kendi tasarımı olan pavyonun bir tadilatıdır. (resim 16) Sağır olan üst kat
duvarlarında ışık için açıklıklar oluşturulmuştur. İki yıl sonra aynı yapıda
bir kez daha tadilat yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kez orta katmandaki
açıklıklar yeniden sağırlaştırılmıştır. (resim 17) Bu proje dönemin nadir
resmi nitelikli projelerinden biridir. Bu yapıda da ılımlı bir modernizmin
sürdürüldüğü düşünülebilir. 1945 yılında tasarlanan ve broşüründe bir maket
fotoğrafı bulunan Menemen Stadyumu projesinin Belediye tarafından satın alınmış
olduğu belirtilmiştir. Uygulanmadığı anlaşılmaktadır. Arkan'ın burada dönemin
yaklaşımına uygun olarak daha simetrik bir kütle arayışında olduğu görülebilir.
(resim 18)
İkinci ödül kazandığı belirtilen 1945 tarihli Trabzon Sergi Sarayı yarışma
projesi de benzer bir simetrik kütle anlayışını yansıtır. (resim 19) Proje Arkitekt'te yayınlanmış olması açısından bir başka
istisna özelliği taşır. Arkan'ın kariyerinde yarışmalar giderek daha az
yer tutacaktır.
 |
21 Beyazıt
Transformatör Binası, 1945-46 |
.jpg) |
24 Kadıköy
Transformatör Binası, 1946-47 |
Bu
yıllarda en verimli olduğu anlaşılan alan, "Elektrik, Tramvay ve Tünel
İdaresi Teknik Bürosu'nun teknik planları esas tutularak" yapılan transformatör
binalarıdır. (Arkan, 1956:13) Arkan'a en cazip gelen konu, olasılıkla onu dönemin
ideolojik çatışmalarından uzaklaştıran ve pek de fazla "Türk evinden
esinlenme" beklentisi bulunmayan enerji üretim yapıları olmuş olmalıdır. Daha
sonraki yıllarda da endüstri yapılarının onu daha çok motive ettiği
görülebilecektir. 1943-44 yıllarında tasarlanan Silahtarağa İlave Santral
Binası giderek imzası haline gelecek düşey vurgulu cepheleri ve akılcı
biçimlenişiyle, Arkan'ın geç döneminin bir prototipi niteliğindedir. (resim 20) Bütün
işlevselliklerine rağmen bu teknik yapılar da Arkan'ın ılımlı modernizm ile
daha simetrik ve vurgulu bir modern neoklasisizm arasındaki arayışlarına konu
olmuş görünmektedirler. Beyazıt Transformatör Binası içeri çekilmiş pencereleri
ile daha çok klassisizm yanında durur gibidir. (resim 21) Zeytinburnu Transformatör Binası oldukça sade ifadeli
basit bir yapıdır. (resim 22) Kadıköy
Transformatör Binası ise simetrik kütle düzenine karşın, cephe elemanlarıyla
30ların modernist diline daha yakındır. (resim 23) Özellikle buzlu camlı
pencerelerinin bölüntüleri daha çok modernizm özlemini yansıtmaktadır. (resim 24)
Doğrusu
bu döneme ait yapılar hakkında bilgimiz bu düzeydeyken modernizmde bir
direnişten söz etmek biraz spekülatif olacaktır. Eğer direniş biraz
abartılıysa, cumhuriyet'in "adında imarını bulduğu" öncü modernisti,
taşrada ve enerji yapılarında sürgündedir. Giderek azalmış faaliyeti ile kendi
evinde sürgün yaşamaktadır.
1948-54:
Daha Gerçekçi Yaklaşımlar
 |
25 Ferit İnal
apartmanı, Büyükdere, 1948-49 |
Birkaç
yıllık görece durgun bir dönemin ardından, 1949-50 yıllarında ani bir etkinlik
artışı gözlenecektir. 1948'de özel yaşamında da önemli bir değişim meydana
gelmiş, ikinci kez evlenmiştir. Artık daha disiplinli bir mesleki etkinlik
içinde olduğu anlaşılmaktadır. 1948'de tasarladığı Büyükdere'deki Ferit İnal
apartmanı, dönemin başlıca tanığıdır.[10] (resim 25, 26) İronik
olarak Eldem Sultanahmet Adliye Sarayı'nda "milli"den uzaklaşarak
"uluslararası stil"e yeniden kapı aralarken, Arkan
"cumba"yı denemektedir. Eğer İnal yalısının
cumbası ilkse, Arkan'ın
direnişi kurtuluşa az kala kırılmış olmalıdır. Giriş holünün mermer fileto
tasarımları, siyah ve beyaz karşıtlıkları, Üçler apartmanını ve Florya köşkünü
anımsatırken, ferforje merdiven korkuluğunun ve giriş kapısının desenleri Arkan
için yenidir. (resim
27, 28, 29, 30) Bu detaylarda mimarın kontrolü dışına çıkılmış
olması da bir olasılık olarak düşünülebilir. Bu dönemden 1966 hava fotoğrafında görebildiğimiz Emin Çiftçi
Villası'nın, yıkılarak yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Özgün durumu gösteren
fotoğraflarına ulaşamadığımız yapı olasılıkla Ferit İnal apartmanına benzer
özellikler taşımaktaydı.
 |
31 Ticaret
Bankası Adapazarı Şube Binası, 1949-50 |
1949'da
yeni kurulan bir özel banka müşterileri arasındadır. Oldukça yoğun bir iş listesi
gözlenmektedir.1950'de ilk tanıtım broşürünü hazırlar. 1949-50 yıllarında
gerçekleştirilen Türk Ticaret Bankası Adapazarı Şube Binası'nın da modernizmle
ilişkisini kurmak zordur. (resim 31) Bankanın kurulduğu kentte ilk şube yapısı olarak
inşa edilen bu yapı olasılıkla diğer şube binalarının bir prototipi olma
özelliğini taşımaktadır. Bu yapı büyük olasılıkla bir başka mimar tarafından
tasarlanmış, Arkan kapsamlı bir tadilat ve iç mimarlık projesi
gerçekleştirmiştir. Şube yapısı taş subasman kaplaması ve silme detayı, giriş
portali ve pencere oranlarıyla klasik normlara daha da yaklaşarak ağır başlı
bir banka imajına katkıda bulunmaktadır. Kapı ve pencerelerin ferforje
tasarımları, daha çok kurum kimliği yaratmaya yönelik, daha stilizedir. (resim 32, 33) 1950lerin
başındaki yoğun faaliyetin bir başka öğesi olan Osmanlı Bankası şubeleri de
benzer bir anlayışı sürdürmektedir. (resim
34) Arkan'ın geri dönen modernizmi henüz
fark etmemiş olduğu izlenimini yaratmaktadır. Bu yıllarda artık Arkan'ı bir
öncü olarak tanımlamak zordur.
1951'de
Türk Ticaret Bankası Edirne Şubesi binası ile uluslararası stile keskin bir
dönüş izlenir. (resim 35) Türk
Ticaret Bankası'nın İstanbul'daki diğer yapıları hakkında bilgilerimiz çok
sınırlıdır. Beşiktaş Ajans ve Arşiv Binası 90lardaki kapsamlı bir yenileme
sonucunda özgün biçimi konusunda fikir vermeyecek durumdadır. Bahçekapı'daki
"Umum Müdürlük Binası Tadilatı" bir 19. yüzyıl yapısı içindeki düzenlemeleri
kapsamış olmalıdır. Bu yoğun faaliyet dönemi, anılarda söz edilen bürosuyla çok
ilgilenemeyen, peçete kağıtlarına eskizler yapıp bırakan bir mimarı
çağrıştırmaktadır. Özellikle öneri projelerinin biçimlenişinde büroda bulunan
genç asistanların etkin rol oynadığı dönemin bu sıralarda başladığı
düşünülebilir. Ancak şaşırtıcı bir biçimde bu yoğun faaliyet de bir düşüş
sürecine girmektedir. Arkan'ın proje listelerinde 1952-53 yılına tarihlenen çok
az yapı bulunmaktadır. Bu yıllar da yine özel yaşamındaki düzensizliklere ve
belki tek gerçekten trajik denilebilecek olaya, kızını daha sonra görememesine
neden olacak, onaylamadığı evliliğine tarihlenmektedir. Bu yıllardan sonraki
mutsuzluğu birçok tanık tarafından dile getirilmiştir.[11]
1954-60:
Mevzi İmar Planları ve Konut Siteleri
1954-56
yılları tekrar yoğun bir proje etkinliği dönemidir. Yeni bir broşür bu dönemin
yapıtlarını listeleyecektir. Bu dönemde büroda oldukça kalabalık ve uyumlu bir
genç mimarlar ve teknikerler ekibi bulunduğu da bilinmektedir.[12] Dönemin,
uzun savaş yılları boyunca süren konut sıkıntısının ardından, aşamalarla, yoğun
bir kentleşme faaliyetine sahne olduğu bir dönem olduğu da bilinmektedir. 1954-55
yılları etkinliklerinin önemli bir kısmını ekonomik konut bölgeleri için,
İstanbul Belediyesi Mesken Planlama Müdürlüğü ile işbirliği içinde hazırlanan
"Mevzi İmar Planları" oluşturur. Bunların bir kısmı uygulamaya
dönüşmüş, farklı biçimde elde edilmiş mimarlık projeleri ile inşa
edilmişlerdir.
"Koşuyolu
Ucuz Evler Mahallesi" olarak tanımlanan plan Koşuyolu caddesi
kuzeybatısında hemen hemen aynen uygulanmıştır. Burada Arkan tarafından
tasarlandığı belirtilen Çarşı binası ise bugüne oldukça büyük bir dönüşüm
geçirerek ulaşmıştır. (resim 36) "Üsküdar
Selamsız Ucuz Evler Mahallesi" adıyla tanımlanmış olan plan ise yine
Bağlarbaşı, Gazi caddesi güneyinde bulunmakta ve aynı zamanda İETT kooperatifi
olarak tanınmaktadır. "Paşabahçe Ucuz Evler Mahallesi" olarak
tanımlanmış olan plan, Beykoz Serviburnu mevkiinde Sümerbank Ayakkabı Fabrikası'nın
hemen yanında bulunan, fabrika işçilerinin bir kooperatifi olarak oluşmuştur. Diğer,
"Emirganüstü-İstinye Ucuz Konut Mahalleleri", "Beyoğlu
Darülaceze Konutları" ve "Florya Ucuz Evler Sitesi" olarak
tanımlanmış planların ise gerçekleşmediği ya da etüd düzeyinde kaldıkları
anlaşılmaktadır. Çoğunlukla sıra ev olarak tasarlanmış olan bu planların ortak
özelliği, bugüne kentte oldukça az rastlanan bahçeli ev yerleşkeleri olarak,
sevilen konut alanları olarak kalmayı başarmış, değer kazanmış olmalarıdır.
 |
40 Ticaret
Bankası İkramiye Evleri, Şişli, 1954 |
Benzer
nitelikteki bir başka proje de Florya Halk Plaj evleri olarak tanımlanan yazlık
konutlardır. Bu yapılar çok yakın zamanda, 2006'da Florya plajının
"temizlenmesi" sırasında ortadan kaldırılmışlardır. Ancak İBB'nin
1982 tarihli ve güncel hava fotoğraflarında hala görülebilmektedirler. (resim 37) Ne
yazık ki bu yapılara ilişkin bir fotoğraf bulunmuyor. Şişli Abide
mevkiinde bulunan, 5 adet konuttan oluşan küçük bir site olan Ticaret Bankası
İkramiye Evleri, 70 evden oluşan Erenköy İşçi ve Memur Evleri Sitesi ve birkaç
yıl sonraki Güzel Konutlar Sitesi aynı
dönemin mimarlık ürünleridir. Ticaret Bankası Evleri aynı zamanda Arkitekt'te
yayınlanmış olması açısından bir istisna oluşturmaktadır. (resim 38) Şişli
Abide Sitesi olarak tanınan daha büyük bir yerleşkenin 5 konutluk bir bölümünü
oluşturan evler, 1. Çevre Yolu'nun kenarında yer alırlar. Köşede yer alan yapı
yıkılmış, kalan dördü ise oldukça iyi ve bakımlı durumdadırlar. (resim 39, 40) Güzel Konutlar Sitesi
ise, birincisi Barbaros Bulvarı boyunca 5 katlı çizgisel bloklar, ikincisi
paralel sokak üstünde iki katlı ikiz ve sıra evlerden oluşan iki farklı biçimde
oluşmuştur. (resim
41) Site, tabelalar sayılmazsa, tüm yapılar grubu olarak iyi korunmuş
durumdadır. İki katlı konutlarda yer yer eklenti ve değişiklikler
bulunmaktadır. Konut olarak kullanılan yapıların azaldığı gözlenmektedir.
 |
43 Güzel Konutlar
Sitesi, Balmumcu, 1954-55 |
Konut
sitelerinin Arkan'ı fazla motive etmediği anlaşılmaktadır. Büyük ölçekli
mimarlık projelerinin gündeme gelmediği, mevzi imar planları ve konut
sitelerinin ve villaların ağırlıkta olduğu bu dönemde birlikte çalıştığı genç
mimarların projelerdeki belirleyiciliğinin arttığı düşünülebilir. Özellikle
Erenköy projesi ile 1958 yılına tarihlenen Güzel Konutlar Sitesi'nin iki katlı
konutları arasındaki benzerlikler ve aynı zamanda, özellikle eğimli yan
cephelerin önceki Arkan projelerine benzemezliği dikkat çekicidir. (resim 42, 43) 1954'te
bir istisna olarak Arkitekt'te yayınlanmış olan Ticaret Bankası Evleri görünüşlerinin de, projenin Arkitekt'e
gönderilişinin de Arkan'ın aynı asistanı tarafından gerçekleştirilmiş olması
oldukça akla yakın görünmektedir. (resim 44) Balmumcu Güzel
Konutlar Sitesi'nin yüksek blokları ise başka
bir dile, büronun daha sonraki yıllarda da sürdüreceği daha güncel bir dile
başlangıç oluşturmaktadır. (resim 45) Yine aynı yıllarda, Arkan'ın mevzi imar planlama
çalışmalarının bir uzantısı olarak gerçekleştirilen Zeytinburnu Ucuz Blok
Apartmanları, adından da anlaşılacağı gibi ekonomik konut arayışına yanıt veren
bir projedir. Zeytinburnu apartmanları düşey vurgulu merdiven kovası
cepheleriyle Arkan'ın önceki dönemlerdeki projelerini daha çok çağrıştıran bir uygulamadır.
(resim 46, 47)
Diğer ekonomik konut projelerinin aksine, bireysel onarım olanağı
bulunmayan sitede yapılar ve bahçeler oldukça bakımsız kalmıştır. Ancak dar
yaya yolları ile bağlanan, bugün otopark haline gelmiş avlular çevresinde
örgütlenen yapıların oluşturduğu yerleşim planı bir aidiyet duygusu yaratmış
görünmektedir.
Arkan'ın
50lerin ortasında gündemini işgal eden bir başka önemli projesi olan Oto
Sanatkarları Sitesi ve Büro ve Sergi Sarayı binalarının mimari proje olarak
uygulama şansı bulamamış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak atölyeler kısmının imar
planı olarak aynen uygulamaya dönüştüğü hava fotoğrafından anlaşılabilmektedir.
(resim 48) Arkan'ın planladığı etap,
bugün Sanayi Mahallesi olarak adlandırılan, Levent Oto Sanayi Sitesi'nin
Büyükdere caddesi boyunca, Ahmet Bayman caddesi ile Barbaros caddesi arasında
kalan bölümünü oluşturmaktadır. Atölye yapıları da tümüyle Arkan'ın projelerine
göre yapılmıştır. Ancak bölgenin düzensiz gelişmesi ve kat eklemelerinin
yoğunluğu nedeniyle özgün durumdaki yapılara nadiren rastlanabilmektedir. (resim 49) Oto Sanayi Sitesi mütevazi
ölçeğine karşın Arkan'ın daha çok motive olduğu projelerinden biri olma özelliğini
taşır. Sitenin bir başka özelliği de belki Arkan'a karşı en vefakar yapıtı
oluşudur. Arkan Caddesi adı verilmiş olan, meydana ulaşan iki ana caddesinden
biri, kaderin bir cilvesi olarak, bugün müzikhollerin yoğunlaştığı en hareketli
aksını oluşturmaktadır. (resim 50)
Arkan'ın,
mevzi imar planları ve konut sitelerine yoğunlaşmış olduğu bu dönemdeki
tutumuna iyi bir örnek oluşturabilecek, aynı zamanda Arkan'ın akrabası da olan Bor madenciliğinin
öncülerinden kimyager Dr. Hüsamettin Yakal tarafından yaptırılan apartman,
büyük bir sosyal değişim yaşamış bir bölgede, Şehzadebaşı'nda bulunmaktadır.[13]
Tekstil ticaretinin mimari hırsları yapı hakkında fikir edinmemizi büyük ölçüde
engellemektedir. (resim 51)
1955-56
yıllarında tasarlanan İstanbul'da, çoğu Anadolu yakasında bulunan 5 villa
hakkında ise ne yazık ki yıkıldıklarından başka çok sınırlı bilgimiz bulunmakta.
Bu villalardan birisinin sahibi, Türkiye'nin ilk müteahhidi olarak tanınan Emin
Sazak'ın, köy enstitüleri ve toprak reformuna muhalefet etmiş, 1946'da CHP'den
kopmuş ancak DP kurucuları arasına da katılmamış bir siyaset adamı olması not
edilebilir. 1966 tarihli hava fotosunda görebildiğimiz Sazak villası simetrisi
vurgulanmış bir yapı görünümündedir. (resim 52) Yapıda
yaşamış olan Sn. Güven Sazak'tan aldığımız bilgiye göre, yapının tasarımında
gün boyu güneş alması önemli bir ölçüt olmuş. Güven Sazak, Arkan'ın bu açıdan
başarılı bir planlama yaptığını dile getirmişti.[14]
Levent sitesinin kıyısında bağımsız bir gelişme olarak görülen Kemal Güçsav
villası ve Caddebostan Plaj Yolu'nda yer alan Bayan Baruh ve Bayan Mizrahi
villaları hakkındaki bilgilerimiz hava fotoğraflarıyla sınırlı. Hava
fotoğrafına ulaşamadığımız Yeşilyurt'taki Prof. Şevket Tezel villasının ise
Melih Şallı'nın ifadesine göre, tek katlı ve çevresel balkonlu bir yazlık ev
olduğunu bilebilmekteyiz. Necla Sinoplu ve Nevzat Eren villaları hakkında
herhangi bir bilgi edinememiş durumdayız.
1960-66:
Daha Tutarlı ve Güncel bir Modernizm
 |
53 İstanbul Porselen,
Tuzla, İstanbul, 1959-60 |
Arkan'ın 56 sonrası yapılarına ilişkin kendisi tarafından hazırlanmış
bir liste bulunmamaktadır. Bu döneme ilişkin yapı listeleri çoğunlukla
bürosunda çalışmış genç mimarların anılarından ve özellikle Melih Şallı'nın
anımsamalarıyla oluşturulmuştur. Anılarda 1960 yılı, Arkan'ın
çok önemsediği bir yüksek yapı denemesi
olan Tozkoparan
THY Terminali projesinin iptal edilmesinin yarattığı hayal kırıklığıyla
hatırlanır.[15] Yine 1960 yılına
tarihlenen Tuzla'daki İstanbul Porselen Fabrikası ise Arkan'ı yıllar sonra
tekrar mimarlığa döndüren bir proje izlenimi
yaratmaktadır. (resim 53, 54) En
çok motive olduğu alanın, müşterilerin estetik beklentilerinin görece geri
planda olduğu üretim yapıları olduğunu düşünmek mümkündür. Transformatörleri de
çağrıştıran bu büyük üretim yerleşkesi, Atatürk'ün mimarının 1930'larda
cumhuriyetin endüstrileşme misyonunu hatırlayarak, belki o yıllardaki
anlayışını sürdürebilme özgürlüğünü bulduğu son yıllarının özel bir yapıtı görünümündedir.
 |
60 Çalış Apartmanı,
Cihangir, 1958 |
Bu
dönemde birkaç prestij yapıya da imza attığını düşünebilecek verilere sahibiz.
Melih Şallı'nın belirttiğine göre bazı projeler Arkan'ı daha çok motive etmekteydi.
50lerin sonunda bu projeler arasında bazı prestij konut projeleri de
bulunmaktaydı. Çiftehavuzlar'daki Süleyman Şahinbaş villası ve Nişantaşı'ndaki Fahrettin Soysal apartmanı
bunlar arasında sayılabilir. Süleyman
Şahinbaş villasının yalnızca, terasını ve merdiven çatısını algılayabildiğimiz
bir hava fotoğrafına ulaşabilmekteyiz. (resim 55) Melih Şallı tarafından çok
özel cephesiyle hatırlanan Valikonağı Caddesi'ndeki Fahrettin Soysal
apartmanının ise yıkılarak yeniden yapıldığı anlaşılıyor. Ancak yeni yapı
gabari olarak eski yapının çizgilerini taşıyor olsa bile Şallı'ya göre eski
yapıyı hatırlatmıyor. (resim 56)
Planlarına ulaşabildiğimiz bir başka yapı olan, Bayan Hümeyra apartmanı olarak
adlandırılan dışbükey bir yaydan oluşan cepheli yapının (resim 57) kendisinin yıkılmış olduğu ancak birkaç ikizinin ayakta
bulunduğu anlaşılıyor. Yine Halaskargazi caddesi üzerinde, Osmanbey'de bulunan,
olasılıkla yine Dr. Hüsamettin Yakal tarafından yaptırılmış olan Bor apartmanı,
Şallı'ya göre Arkan'ın imzası niteliğinde olan siyah beyaz mermer filetolu yer
kaplamaları ve boru kesitlerinden oluşan demir doğramaları ile aynı planın ayna
simetriğine göre oluştuğu anlaşılıyor. (resim
58, 59) Cihangir'de Kumrulu Yokuşunda bulunan Çalış apartmanı da aynı
planın farklı bir uyarlaması olarak, giriş hollerindeki Arkan imzaları ile
kolayca tanınabiliyor. (resim 60, 61)
Anılarda
yer alan bir başka yapı da Arkan'ın K Han'daki son bürosunda ev sahibi olan,
daha sonra villasında da tadilat yapacağı Mehmet Kavala için tasarladığı Galeri
yapısıdır. Mehmet Kavala'nın temsilcisi bulunduğu deniz motorlarının satış ve
servis işlevlerini ve ofisleri barındıran ve anılarda bitmeyen tadilatları ile
gündeme gelen bu teknik yapı hakkında yalnızca hava fotoğrafı bilgisi
edinebilmekteyiz. (resim 62) Yapının yakın zamanda yerini bir hastane inşaatına
terk etmek üzere yıkıldığı biliniyor.
 |
65 Pe-Re-Ja Kolonya
Fabrikası, Haznedar,1964 |
1961-62
yıllarında büronun yine durgun bir döneme girdiği anılara yansıyor. 1963'ten
sonra ise biraz daha farklı bir döneme girildiğini düşünebilmekteyiz. Son
yıllarının bir başka önemli yapıtı, yine bir endüstri yapısı olan 1963-64
yıllarında tasarlanan Haznedar'daki Pereja Kolonya Fabrikası da öncekilerden
biraz daha farklı bir anlayışı yansıtır. (resim 63, 64) Yapıyı Murat
Gür'ün ifadesiyle "seçkin bir biçimde stilize edilmiş" çıkma ve fabrikadan
satış için hizmet veren altıgen biçimli bir kiosk karakterize etmektedir. (Gür,
Gür, 2001:49) Arkan bu yapıyla, daha çok motive
olmakla birlikte, 30lara dayanan karakteristik düşey vurgulu cephe
düzenlerinden ve genellikle Mendelsohn etkisi olarak yorumlanan
"art-deco" yaklaşımından uzaklaşarak, daha yalınlaştırılmış ve güncel
bir yoruma ulaşmış sayılabilir. Bu ilginç yapı bugüne oldukça tuhaf bir
biçimde ulaşmış durumdadır. Doğramalar tadilat
amacıyla söküldükten sonra fabrika başka bir yapıya taşınmıştır. (resim 65, 66) Şu anda boş olarak tutulmakta, açık
alanları otopark olarak kullanılmakta, bir yandan da fabrikadan satış
sürmektedir.
 |
69 Cevher Özden
Villası, Yakacık, 1965-66 |
Yine
bu yıllarda tasarlanan ve Murat Gür tarafından inşaatı uzun sürdüğü belirtilen
Yakacık'taki Cevher Özden villası ise yine çok tuhaf bir durumdadır. Hava
fotoğraflarında da algılanabildiği gibi, çevresinde sanayi gelişimi olan yapı,
bir süre restoran olarak kullanıldıktan sonra bugün bir asansör fabrikası
haline gelmiştir. (resim 67, 68) Dışarıdan neredeyse tümüyle sarılmış ve restorana
dönüşürken birçok eklenti yapılmış olan yapının iç mekanları ise çoğunlukla
özgün durumdadır. (resim 69) Son
yapıtı olan Anadoluhisarı Spor Tesisleri, Arkan'ın yine çok motive olduğu, altın
planın incelendiği Almanya seyahatine konu
 |
70 Anadoluhisarı Spor
Sitesi, Küçüksu, 1965-66 |
olmasıyla anılarda yer alan büyük
bir projedir. Proje Arkan'ın vefatından sonra tamamlanmıştır. Yapı bugüne, ön cephelerinde giydirme niteliğinde
bir tadilatla ulaşmış görünmektedir. (resim 70, 71) Hava
fotoğraflarında da görülebileceği gibi Kapalı Spor Salonu, küçük salonlar ve
idari birimlerin bulunduğu blok giydirilmiştir. (resim 72, 73) Açık tribün olarak
gerçekleştirilmiş stadyumun üstüne bir örtü yapılmıştır. (resim 74) Büyük
Spor Salonu'nun iç mekanlarında özgün detaylar ve malzemeler görülebilmektedir.
(resim 75)
Cam
"perde duvar"ı onaylamadığını bildiğimiz, 30lardaki anlayışını en
azından İstanbul Porselen yapısına kadar tutarlılıkla sürdüren Arkan, son yıllarında,
1966'daki ani ölümüne kadar, sayıca az da olsa, güncel mimarlık anlayışlarını
daha çok yansıtan, oldukça tutarlı bir çizgi izleyen yapılar üretmiş
görünmektedir. Kendisi tarafından hazırlanmış 56 yılından sonrasını kapsayan
bir yapı listesi bulunmadığı için bu yıllara ilişkin projeler hakkındaki
bilgilerimiz oldukça sınırlı. Kronolojik
sıralamalarda da kesinlik bulunmamakta. Ancak 60ların projeleri, önceki on yıla
göre daha tutarlı ve uyumlu bir büro düzeninin ürünleri olduklarını
düşündürtmekteler.
Arkan'ın
1940'dan sonraki meslek pratiğinin oldukça inişli çıkışlı olduğu söylenebilir.
1940ların başında yaşadığı anlaşılabilir hayal kırıklıklarının sonucunda, zaman
zaman ideolojik çatışmalardan kaçarak, mimarlık anlayışını ödün vermeden
örneğin endüstri yapılarında sürdüren, zaman zaman da daha popüler olma kaygısı
güden anlayışlara yöneldiği gözlenebilir. Göründüğü kadarıyla, popüler olmak da,
zamanın gerisine düşmek de onun için motivasyon kaybettirici olabilmiştir.
Bütün bu süreçte her zaman geçerli olan kendi özgün mimarlık anlayışına
inancını kaybetmeyişidir. Bu özgüven ile yeniden çıkışlar yapmış, yapıtlarını
özenle listelemiş, çizim ve fotoğraflarını saklamış, ilk mimar broşürünü
bastırmıştır. Arkan'ın kariyerinde değişmeyen ve anlaşılması en zor görünen
boyut akademik dünyanın dışında kalışıdır. Akademi'de çok saygı duyulmasına
karşın çok az hatırlanışı da ilginçtir. Örneğin "Akademiye Tanıklık"
adlı derlemede yalnızca Muammer Onat tarafından, "yabancı sözcükleri
sonuna kadar sürdüren tek hocamız" olarak, kullandığı
"periferik" sözcüğüyle hatırlanır.[16] Birkaç
"saygıyla anma" girişiminden birinde bulunan Yürekli'ler de onun
"jeneratris" kavramını öne çıkarırlar. (Yürekli, Yürekli, 2002:104)
Bu kavramlarla yaşayan bir entellektüel mimarın "akademi"nin
periferinde bulunması nasıl açıklanabilir? Nasıl yıllarca hiçbir projesi
yayınlanmaz? Arkan'ın da en büyük sorunu bu yalnızlaşma olmalıdır. Onun
mimarlığı akılcı, güçlü duygular taşıyan ve çok özgün bir mimarlıkken o hep
kendine özgü kalmayı seçmiş görünüyor.
Kaynaklar:
1954, "Türk Ticaret Bankası İkramiye Evleri - Y.
Mimar Muallim Seyfi Arkan", Arkitekt, sayı: 7-8, ss.109-110.
1992, "Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası", Arredamento
Dekorasyon, sayı:35, 1992/3, ss. 96-97.
Arkan, S. 1956, Seyfi Arkan ve Eserleri:
1933-1956, Türk Himark Plan
Yapı Müessesesi, İstanbul.
Akcan, E. 2006, Çeviride
Modern Olan: Şehir ve Konutta Türk-Alman İlişkileri, YKY, İstanbul.
Aru, K. A. 2001, Bir
Üniversite Hocasının Yaşamının 80 Yılı, YEM, İstanbul.
Gezgin A.Ö. (ed.) 2003, Akademiye Tanıklık 2, Bağlam Yayınları, İstanbul.
Güner, N. 1967, "Seyfi Arkan: 1904-66", Akademi, sayı:6, ss.51-52.
Gür, Ş.Ö. ve M.M. Gür, 2001, “Cumhuriyet'in Mimarı Seyfi
Arkan'ı Son Müridi Anlatıyor”, Yapı,
sayı:238, ss.47-56.
Gürel, Y. 2010, "Erken bir Modernist: Seyfi
Arkan", Betonart, sayı: 25, ss.
64-69.
Kumral, B. 1995, "Zeki Sayar" (söyleşi), Anılarda Mimarlık, YEM, İstanbul, ss.
100-113.
Onay, S. 1992, "Seyfi Arkan'ın Hayatı", Arredamento Dekorasyon, sayı:35,
1992/3, ss. 97-99.
Seyfettin Nasih, 1933, "Stadyumlar: Alman
Stadyumları Hakkında bir Tetkik Raporu", Mimar, sayı: 9-10, ss. 299-314.
Tanyeli, U. 1992, “Seyfi Arkan: Bir Direnme Öyküsü”, Arredamento Dekorasyon, sayı:35, ss.
88-94.
Tanyeli, U. 2007, Mimarlığın
Aktörleri: Türkiye 1900-2000, Garanti Galeri, İstanbul.
Yürekli, H. ve F. Yürekli, 2002, “Cumhuriyet'in Mimarı:
Seyfi Arkan, Unutulmuş Bazı Yapıtları”, Arredamento
Dekorasyon, sayı:2002/5,
ss.98-105.
[1]
Zafer Akay,
Behçet Ünsal ile yayınlanmamış söyleşi, 2003.
[2] Arkan'ın ilk kez Hariciye Köşkü
yarışmasını kazandıktan sonra Atatürk'ün huzuruna kabul edildiğini belirten Murat Gür, bu
dönem için Atatürk'ün Eldem için düşüncelerine değin ilginç değerlendirmelerde
bulunur. Bu bilgilerin Gür'e Arkan tarafından sözel olarak aktarılmış
olabileceğini düşünüyoruz. Gür, Gür, 2001:49-50.
[3] "Bir
gün Atatürk'ün huzuruna çıktığında bir perspektif götürmüş. (...) Atatürk
bakmış ve "Bunu siz mi çizdiniz Seyfi Bey?" demiş. Seyfi Bey,
"Evet efendim" deyince, Atatürk köşkü aratıp bir parça saman kağıdı
buldurtmuş ve "O zaman bir tane de burada çiziniz" deyip Hoca'yı
odada bırakıp çıkmış. Hoca bir öncekinden de güzel perspektifi kısa sürede
tamamlayınca durum Atatürk'e bildirilmiş. Atatürk Hoca'yı bıraktığı odaya
gelerek çizime bakmış ve Seyfi beyi alnından öperek "Aferin"
demiş."
Gür, Gür,
2001:49.
[4] Kenan Yontunç: 1992,
"Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası":97; Akcan,2006:103.
[5] Ölümünden sonra kısa bir biyografisini
yazan Nevzat Güner'in de belirttiği
gibi eserlerinin olağanüstü sayısı broşüründe yayınlanmış olan listeden
anlaşılmakta. Projelerin büyük bir çoğunluğu hakkında bilgimizin bulunamayışı
ise özel bir durumdan kaynaklanmaktadır. Arkan'ın ölümünden sonra, reddi miras
nedeniyle, büroda bulunan tüm gereç ve çizimlerle birlikte, yapıların
fotoğrafları bulunan klasörlerin de bırakılmış olması. Güner, 1967.
[6] Fotokartı
kullanmamıza izin veren Uğur Tanyeli'ye teşekkürler. Yapının kimliğini aynı yıllarda
yapılmış olan Emeç Villası'nda yaşamış olan Sn. Leyla Tavşanoğlu da doğruluyor.
Yapının dönemdeki sahibinin, Nevrol Cemal adlı sakinleştirici ilaçla tanınan,
eczacı Cemal Nevrolcu olduğunu biliyoruz.
[7] Yapı
hakkında görsel malzeme ve bilgi sağlayan Sn. Leyla Tavşanoğlu'na teşekkürler.
Zafer Akay, Leyla Tavşanoğlu ile Sözlü Tarih Çalışması, 2010. Ayrıca, özellikle
Suadiye ve Anadolu yakasındaki villaların izini sürerken bizi destekleyen Prof.
Dehen Altıner'e de çok teşekkürler.
[8] Bu
yapıların kimliklerini, yoğun sosyal değişim nedeniyle, ne yazık ki yerel
tanıklarca doğrulatamadık. Ancak herşeye rağmen detaylar yapıların birer Arkan
tasarımı olduğunu ele veriyor. Uşaklıgil apartmanının bulunduğu caddeyi
hatırlayan Leyla Tavşanoğlu'na ve daha detaylı bir adres tarifi ile bulmamızı
sağlayan gazeteci Erol Şadi Erdinç'e teşekkürler.
[9] Bu
yapının Göztepe - Kuyubaşı durağı yakınlarında, 1950lerde Kayışdağı caddesi 96
numarada bulunan Lütfi Kotan'a ait villa olduğunu düşünmekteyiz. Bölgede
numaralar ve toplumsal yapı fazlaca değişmiş olduğundan yapının bugünkü yerini
belirleyemedik. Aileye de ulaşamadık.
[10] Yapıyı bulmamızı sağlayan Büyükdere mahallesi muhtarı Gül Bayrak ve
"Son İskele Büyükdere" kitabı yazarı Hikmet Öziş'e teşekkürler.
[11] Tüm
anı yazarları bu konuyu benzer biçimde yorumlarlar. Kumar tutkusu da eşzamanlı
olarak gündemde gözükmektedir. Özellikle: Kenan Yontunç: 1992,
"Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası":97.
[12] Bu
döneme ilişkin bilgiler, zaman zaman Arkan'ın bürosunda da çalışmış olan oğlu
Melih Şallı'dan edinilmiştir. Kendisine çalışmamızın tümüne yönelik katkıları
ve sabrı için çok teşekkürler. Onun katkıları olmasaydı bu çalışma çok eksik
kalacaktı.
[13] Yine
yerel tanıklarca kimliği doğrulanamayan yapının yerini, hava fotoğraflarını
karşılaştırarak, Melih Şallı'nın tanımladığı konuma göre belirledik.
[14] Yapıyı
hatırlayan ve bilgi veren Sn. Güven Sazak'ı, malesef sağlık sorunları nedeniyle
yapının fotoğraflarına ulaşamadan kaybettik. Saygıyla anarız.
[15] Zihni
Kuşalan: 1992, "Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası":96.
[16] Öykünün tamamı şöyle: "Bir konut
yerleşmesi yapan bir öğrenci, yerleşmenin etrafına çevresel bir yol yapmış.
Projeyi anlatırken Seyfi bey "çevresel yol" yerine
"periferik" sözcüğünü kullanıyor. Öğrenci bunu teleferik anladı ve
itiraz etti: "Teleferik değil Hocam." Gezgin, 2003:151.
"Kendi
Evinde Sürgün Modernizm: Seyfi Arkan'ın 1940 Sonrası Yapıtları", Modernist Açılımda Bir Öncü: Seyfi Arkan,
(ed. Ali Cengizkan, Müge Cengizkan, Derin İnan) Mimarlar Odası, 2012. s.
147-159.
Resim sayısı yayındakine göre azaltılmıştır. Numaralar yayındaki numaralamaya referans vermekte.