9 Eylül 2014 Salı

Kendi Evinde Sürgün Modernizm: Seyfi Arkan'ın 1940 Sonrası Yapıtları


Zafer Akay



Seyfi Arkan'ın mesleki etkinliğinde Atatürk'ün ölümünün bir kırılma noktası oluşturduğu düşünülür. Arkan'ın yaşamöyküsüne değinen tüm kaynaklar bu konuda aynı fikirde görünürler. Arkan'ın mesleki şansı tersine dönmüştür. (Gür, Gür, 2001:48; Onay, 1992:68 Uğur Tanyeli 1938-40 yılları arasında tüm yaşamının değiştiğini vurgular. (Tanyeli, 1992:92; Tanyeli, 2007:121) Arkan, 1930'larda Atatürk ile özel bir ilişkisi dolayısıyla mı meslektaşlarına göre daha şanslı olmuştur? Türkiye'de yerel bir modernist mimarlığın desteklenişi Atatürk ile mi sınırlı kalmıştır? Ya da modernizmi sona erdiren çağın ideolojik koşulları mı Arkan'ı devre dışı bırakmıştır? Bu karmaşık süreci yorumlamak, Arkan'ın Atatürk tarafından "özel mimarı" olarak seçilmesinin ayrıntılarını sorgulamayı gerekli kılıyor.

Atatürk, Şükrü Kaya ile Fenerbahçe'de, Arkan arkada...
Arkan'ın Atatürk'le ilişki kurmasının meslektaşları tarafından pek anlaşılamadığı düşünülebilir. Özellikle Zeki Sayar'ın, kendi deyimiyle Atatürk'e nasıl "intisab" ettiğini bilmediğini söyleyerek, bir özel ilişki imasında bulunması dikkat çekicidir. Arkan'ı arkadaşlar arasında "saray mimarı" olarak adlandırdıklarını söyleyen Sayar, Sedad Eldem'in aynı şansı elde edemeyişini vurgular. (Kumral, 1995:105) İlk resmi projesi olan Devlet Matbaası veya Onuncu Yıl takları gibi konularda, ya da Çankaya Köşkü'ndeki tamirat işi için, devlet tarafından Avrupa'ya eğitim için gönderilmiş bir genç mimarın çağrılması çok da olağandışı görülmemelidir. Arkan'ın ilk önemli resmi projesi olan Hariciye Köşkü yarışmasında, o sırada vilayet mimarı olarak Ankara'da bulunan Behçet Ünsal dışındaki davetliler hakkında bilgi yoktur.[1] Bu yarışmada Sedad Eldem'in davetli olmayışında belki bazı nedenler aramak mümkündür.[2] Florya Köşkü yarışması ve diğer davetli mimar Martin Wagner'in yarışma sonrası yorumları hakkında ise daha çok bilgi sahibiyiz. (Akcan, 2006:122-128) Atatürk ile Arkan arasında başlangıçta özel bir yakınlık olmadığı, olasılıkla Atadan köşkü projesi sunuşu sırasındaki öyküden de anlaşılmaktadır: Arkan'ın sonraki yıllarda yakınlarına sıkça anlattığı öyküye göre, Atatürk genç mimardan sunduğu perspektif çizimin aynısını köşkte de yapmasını ister ve çizim tamamlanınca alnından öperek kutlar.[3] Hariciye ve Florya Köşkleri'nin başarıyla
Arkan, Çankaya'daki Camlı Köşk için eskiz
tamamlanmasından sonra Atatürk ile Arkan arasında bir tür yakınlık ortaya çıkmış görünmektedir. Kızının isminin verilmesi, soyadının verilmesi, meşhur sofraya katılmış oluşu, olasılıkla burada tanıştığı Beyatlı tarafından kendisi için yazılan dörtlük bu yakınlığın açıklayıcılarıdır. Bunlara zaman zaman Florya köşküne deniz banyosuna davet edilmesi eklenebilir.[4] Atatürk ile bunların ötesinde bir yakınlığa ilişkin bir ipucu veya başka bir anı bulunmamaktadır. Atadan Köşkü tasarımının Arkan'a doğrudan, yarışmasız olarak verilmesinin arkasında, gerçekleştirdiği iki başarılı projeden başka neden aramak pek anlamlı görünmese de, bu durum "Atatürk'ün Özel Mimarı" tanımlamasını bir anlamda haklı çıkarmaktadır. Arkan'ın Dışişleri'nden sonra, Cumhurbaşkanlığı için gerçekleştirdiği iki villa ile, meslektaşlarından farklılaşarak, özel bir konum elde ettiği düşünülebilir. Bu konumun sosyal ilişkilerinde hissedilmesine dair birçok anı vardır. Öte yandan Arkan'ın birinci ödül kazandığı açıklanan iki önemli ve kapsamlı resmi yapı yarışmasında, sonuca varan projelerin Avrupalı mimarların oluşu dönemin "yakınlık ilişkileri"nin gerçek boyutlarını açıklamaktadır. "Devlet mimarlığı" konumunun ise Viyanalı kübist ve her zaman "anti-modernist" Holzmeister'e daha uygun olacağı kuşkusuzdur.    

Bütün bu yakınlık iddialarına rağmen özellikle Florya Köşkü'nün nem sorunu başta olmak üzere, tam tersine Atatürk'ün memnuniyetsizlikleri oluşu da ilginçtir. Kemal Ahmet Aru'nun o sıralar Atatürk'ün Özel Kalem Müdürlüğü'nde çalışan kuzeni Selim Aru'dan aktardığı öykü bu memnuniyetsizliği anlatır:  

"Bir yaz gecesi, Atatürk, Deniz Köşkü'nde, su üzerindeki büyük salonda oturuyormuş. Denizden hafif bir serinlik gelmesine rağmen, salonda bunaltıcı bir sıcak varmış. (...) Atatürk; "Nedir bu sıcak, gidin bir inceleyin" demiş. O sırada Atatürk'ün yakın arkadaşı, Cevat Abbas; "Paşam, bu hararet yukarıdan geliyor, kanıma göre tavan kenarlarını dört yönde çeviren yüzlerce lambanın yarattığı ısı olacak" demiş. Atatürk birden fevkalade kızmış ve; "Bu nasıl bir mimar, tevekkeli değil, onun için bana birçok şeyler söylemişlerdi, kaldırın bütün lambaları" demiş. (Aru, 2001:30)

Bu öykü, çok özgün ve sıra dışı bir tasarım olan Florya Köşkü'nün ilginç detaylarını ortaya koyarken, genç mimarın Cumhurbaşkanlığı özel mimarı konumunu elde edişinin kolay olmadığını da gösterir. Karşısındaki lobilerin, daha sonra aralarındaki rekabetin sertleşeceği Eldem'den çok, Arkitekt'in satır aralarında yer yer dile getirilen Avrupalı mimarlar çevresinde oluştuğunu düşünmek daha mantıklı görünmektedir. Doğal olarak Arkan'ı destekleyen lobilerin varlığı da düşünülebilir. Bunlar arasında öğrenciliğinden bu yana çalıştığı İdare-i Fenniye firmasının önemli bir yer tutması akla yatkın görünmektedir.
  
Atatürk'ün son yıllarında biraz bozulduğu anlaşılsa da, oluşan bu yakınlığın önemli etkileri olduğu açıktır. Arkan'ın etkinliğinde, resmi işler yanı sıra devletin ileri gelenleri ve yüksek bürokrasiden gelen özel işler önemli bir yer tutar. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya villası, Cumhurbaşkanı yaverlerinden Bay Naşit apartmanı, Prof. Selim Sırrı Tarcan villası ve Salih Bozok villası bu yapılardandır. Çok kısıtlı bilgi bulabildiğimiz Kaya ve Tarcan villaları, İstanbul'un Anadolu yakası sahillerindeki başka Arkan tasarımı villalar gibi modernizmin simgeleri olmuş olmalılar. Yerellik kaygıları taşıması koşuluyla Atatürk'ün açık desteğini almış olan modernizmin, dönemin seçkinlerinin yaşam biçimlerini belirlemekte etkili olduğu çok açık. Arkan'ın ise özellikle 30ların ortalarında modernizmin ödünsüz bir savunucusu olarak öncü bir konumda olduğu da. Ancak ne yazık ki bunun kanıtlarının çok azı bugüne ulaşabilmiş durumda.   

Atatürk'ün ölümü Seyfi Arkan'ın askerlik görevi yıllarına rastlar. Arkan'ın mesleki etkinliği Atatürk'ün ölümüyle birdenbire kesintiye uğramış değildir. Ancak ilk askerlik görevinden döndükten sonra, 1939-40 yıllarında, son kamusal yapısı olacak olan Adana Halkevi dışında kamusal proje yoktur. Artık tasarladığı prestijli konutların sahipleri arasında da devlet ileri gelenleri bulunmaz. Yapı etkinliğinin oldukça azaldığı savaş yıllarında, bir şekilde askerlik görevi sırasında da sürdürdüğü anlaşılan imar planlarında uzmanlaşır. Akademi'de, olasılıkla Eldem tarafından uygun görülen şehircilik, meslek pratiğinin de ağırlığını oluşturmaya başlar.


1940-48: Küskün Modernist

1 Muhlis Erdener villası, Emirgan, 1939-40,
4 Cemal Nevrol villası, Göztepe, 1940
Arkan'ın 1940-45 yılları arasında tasarladığı çoğu İstanbul'da bulunan villa ve apartmanlar hakkında çok az bilgimiz bulunuyor.[5] Bunların 1937-38 yıllarında yapılarında gözlenmeye başlanan anlayışın devamında olduğu düşünülebilir. Arkan'ın 30ların sonunda ağırlık kazanmaya başlayan klasisizmin etkisini kabullenme zorunluluğunu gösteren, son yayınlanmış projesi Bozok Villası gibi ipuçları bulunabilmektedir. Kendi seçiminin modernizmde direnmek olduğu ise iki seçenekli olarak hazırlandığı Halkevleri projelerinde ortaya çıkmaktadır. Yine bu sürecin başında tasarlanan, 1939 tarihli, Emirgan'daki Muhlis Erdener villasının, kaset tavanlı portikosuyla, simetrik yapısı ve geometrik balkon parmaklıklarıyla dönem için tipik bir ürün olduğu düşünülebilir. (resim 1, 2) Genel çizgileriyle bu anlayış dönemin koşullarına uyum gösteren ılımlı bir modernizm olarak tanımlanabilir. Aynı yıl tamamlanmış, 1966 tarihli hava fotoğrafında belirleyebildiğimiz Karaorman Villası da eğimli araziye teraslamalarla yerleşen mütevazi bir modernist yapı görünümündedir. (resim 3) Arkan'ın 40lı yılları hakkında bilgi veren az sayıdaki veriden biri olarak değerlendirdiğimiz villa fotokartının, Arkan'ın kayıtlarında 1940 tarihli Nevrol Cemal Villası olarak kaydedilmiş yapı olduğunu düşünüyoruz.[6] (resim 4, 5) Bağdat Caddesi'nin ilk villalarından olduğu anlaşılan yapı, çift kat yükseklikli kolonlarıyla güncel eğilimlere göz kırparken, belirgin asimetrisi ve yalın çizgileriyle Arkan'ın modernist direnişini kanıtlar.
  
6 Salih Bozok villası, Suadiye, 1936-37
Arkan sonuçta, Garan villasındaki güneye yönlenme ilkesi ya da bant pencereli Kozlu projesindeki gibi 1934-35 yıllarının Bauhausçu modernizminden, 1937'de tasarlanan Bozok villasının simetrisiyle uzaklaşmaya başlamıştır. (resim 6) 1938 başının Kamutay yarışması projesi belirgin bir "İkinci Milli" ifadesi taşır. (resim 7) Aynı değişim 1938 ya da öncesinde tasarladığı İzmit Halkevi ile 1940 yılında tasarladığı Adana Halkevi arasında da belirgindir. Anlaşıldığı kadarıyla mimarlıktaki "ulusalcı" söylem Almanya yıllarından bu yana Arkan'ın yabancısı değildir. İmzasını taşıyan az sayıdaki yazılı kaynaktan birisi olan "Stadyumlar" başlıklı raporunda, Alman zevki ve Alman ruhundan doğallıkla söz eder. "Almanlığı" konu edilen Frankfurt Am Main'daki Wald stadyumundan söz ederken, Almanya bağlamında ulusalcı söyleme yatkınlığını ortaya koymaktadır: "Hakikatte tam bir Alman zevkinin ağırbaşlılığını taşıyan bütün bu spor heyeti, binaları ve yeşil meydanlariyle Alman ruhunu iyi okşayacak bir hava teşkil etmektedir. Çok güzel bir orman, bu stadyumu görmek için gelenleri, ilk cezbedecek medhal ziynetidir." (Seyfettin Nasih, 1933:313) 30ların sonunda Arkan'ın mimarlığı "İkinci Milli" ya da "ulusalcı" çizginin çok da uzağında değildir. Söylem olarak da uzağında olmadığı düşünülebilir. Daha önceki yıllardaki "ulusalcı" bakış açısı, yabancı mimarlara karşıt konumdaki tarihi bilinmeyen bir gazete yazısında da belirgindir: "Bazı sanat şubeleri vardır ki, onda, mutlaka milli zekânın, milli kudretin işlemesi icab eder. Orada, ecnebi ruhlar, estetik inceliklere nüfuz edemez; etse bile, eserdeki yabancılığı derhal göze çarpar." (Gürel, 2010:65) Ancak hiçbir metinde ya da anıda Arkan'ın Türk ruhundan bahsettiğine ilişkin bir ipucu yoktur. Kesin olan Arkan'ın, Türk Evi, plan tipleri, ya da Eldem'i çağrıştıran herhangi bir kavrama çok uzak oluşudur.
                                                            
8 Hariciye Köşkü, Ankara, 1934-35
Belki de burada sorgulanması gereken "İkinci Milli"nin ne kadar milli olduğudur. 40ların totaliter ulusalcı ideolojilerinin kendilerini temsil etmek için uygun buldukları, yerel mimarlık temelinde ulusal karakter taşıyan yapılar üretmekten çok, geleneksel mimarlık ile kopan bağı yeniden kurmaktır. Bu sadeleştirilmiş Eski Yunan klasisizmi bir tür muhafazakar uluslararası stil oluşturmaktadır. İronik olarak Sedad Eldem'in söyleminde de "millilik"ten çok "yerel"lik vurgulanmış, "modernizm" ise Arkitekt yazarları tarafından "ulusalcı" söylemler ile savunulmuştu.  Arkan'ın önemli iki başarısında, Hariciye Köşkü'nün geniş saçağı ve İller Bankası'nda da yinelenen 1/2 oranlı giyotin pencereler gibi yerel öğelere başvurmuş olması dikkat çekicidir. (resim 8, 9) Bunları belki kendisi birer ödün olarak görmüştü. Şaşırtıcı olan ise Eldem'in önemli başarısı olan Tekel Genel Müdürlüğü ya da Başbakanlık yapısında çok benzer bir yerellik yaklaşımının geçerli oluşudur. (resim 10) Bu ilginç buluşmadan sonra yollar ayrılacak, Eldem modernizmden uzaklaşırken, Arkan da yerel öğeleri tümüyle unutacaktır. Bu bağlamda, 40lı yıllarda Arkan'ın mimarlığı, simetri gibi klasisist etkilere açık, yerellik arayışlarına ise oldukça kapalı, ılımlı bir modernizm olarak tanımlanmalıdır. 

9 S. Arkan, İller Bankası, Ankara, 1937-38

10 Sedad H. Eldem, Başbakanlık, Ankara, 1938
40lı yılların başı Arkan'ın özel yaşamında da çalkantılı bir dönemdir. Gizli tuttuğu boşanması bu yıllara rastlar. Sosyal ilişkilerinin değişmesi bir küskünleşme ile açıklanmaktadır. Meslektaşlarından dostlar edinmediğinden söz edilmektedir. Bu küskünleşmenin temelinde en çok, Tanyeli'nin söylediği gibi, "Modern Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli tasarımcılardan biri olan" Arkan'ın proje hocası olamayışı olmalıdır. (Tanyeli, 1992:92) 30lu yılların yoğun temposunda belki çok da fark edemediği bu yalnızlaşma, savaş yıllarının durgun günlerinde onu daha derinden etkilemiş olmalıdır. Bu yıllarda yoğunlaşmış görünen imar planı çalışmaları da onu İstanbul'dan uzak tutmuş olabilir. Bu yıllardan neredeyse hiç bir anı da kalmamıştır. Ancak bu küskünlük mimarlık çevreleriyle ilgili olmalıdır. Bütün olumsuz koşullara karşın, mesleki etkinliğini sürdürmekte ve bunun için çaba harcamakta olduğunu varsaymak daha doğrudur. Bunun ipuçlarından birisi, bu yıllarda Arkan'ın Galatasaray Lisesi'nin iki salonunu dolduran sergisidir. Muammer Onat tarafından aktarılan bilgiye göre bu sergi 1945'ten birkaç yıl önce düzenlenmiş olmalıdır. (Gezgin, 2003:142)

1940'ta Salih Bozok villasının tamamlanmasından sonra, projelerin Arkitekt'te yayınlanmasında da kesinti olmuştur. Arkitekt'teki proje tanıtımlarında ve daha sonraki ifadelerinde projelere ilişkin övücü ifadeler kullanan Sayar ve Mortaş'ın Arkan'dan proje istemekten vazgeçtiklerini düşünmek zordur. 1941-42 yılları Arkitekt için de kriz yıllarıdır. Abidin Mortaş'ın 1942'de Ankara'ya taşınmasının, bir anlamda Zeki Sayar'ı yalnız bırakmasının bir etken oluşturabileceği düşünülebilir. Bozok villasıyla ilgili son yayınla Arkan'ın yeterince ilgilenememiş, iç mekanın fotoğraflanmasını sağlayamamış, hatta yazı verememiş oluşu dikkat çekmektedir. Olasılıkla Arkitekt'teki kesintinin arkasında, daha önceki yıllarda da birçok projesi yayınlanmayan Arkan'ın bu tür detaylara zaman ayıramaması vardır. Ama buradaki daha önemli nedenin Sedad Eldem ile aralarındaki gerilim olması daha gerçekçidir. Arkan'ın yalnızlaşma sürecinde, resmi projelerle birlikte mimarlık dünyasının Sedad Eldem ve Emin Onat ortaklığı çevresinde örgütlenmeye başlaması olmalıdır. Arkitekt de Zeki Sayar'ın açıkça belirttiği gibi tercihini Eldem yanında kullanmış olmakla, Arkan'ın küskünlüğünün bir başka hedefi olmuş görünmektedir. Bu yalnızlaşma ortamında, 1942-43 yıllarında 2. Ödül alan, Ali Saim Ülgen ile Eskişehir Köy Enstitüsü yarışması için yaptığı ortaklık not etmeye değer.        

11 Selim Ragıp Emeç villası, Suadiye, 1941
Bu yıllarda İstanbul ve Samsun'da gerçekleştirdiği az sayıdaki konut yapısı ve Ege'deki birkaç projesi hakkında şu anda herhangi bir bilgimiz bulunmamakta. Ancak İstanbul'daki villalardan biri hakkında oldukça önemli bilgilere sahibiz. Arkan'ın 40lardaki müşterilerinin, bu kez önceki yıllardan oldukça farklı olarak, çoğunlukla iktidara ters düşen muhalif kişilikler olduğu anlaşılmaktadır. Suadiye'de 1941de yapılan ve bugün ayakta olmayan villayı yaptıran Selim Ragıp Emeç'in ve aynı yıllarda Talimhane'de bir apartman tasarımı yaptığı Ekrem Uşaklıgil'in Son Posta gazetesinin ve daha sonra Demokrat Parti kurucuları arasında yer almaları ilginçtir. Oldukça büyük bir yapı olan Selim Ragıp Emeç Villası'nın Arkan için farklı bir deneyim olduğunu anlatan, Selim Ragıp Emeç'in kızı Leyla Tavşanoğlu tarafından aktarılan ilginç bir öyküsü vardır.[7] Cumhurbaşkanlığı Misafir Köşkü'nde sınırsız yetkiler verilmiş olduğu anlaşılan genç mimarın, aynı koşulları özel kişilerle de elde etme isteğinde olduğu anlaşılmaktadır. Arkan'ın proje hakkında çok az bilgi verdiği, kendisine güvenilmesini istediği belirtilmiştir. Öte yandan yapının detayları ve aksesuarlarında, Arkan tipi aydınlatma, ispanyoletler vb. malzemenin belirlediği yerlerden temin edilmesini beklemektedir. Emeç bu koşulları kabul etmez ve inşaat Arkan'sız, Arkan'ın kalfası ile bitirilir. (resim 11) Saçakta görülen korniş motifleri olasılıkla kalfanın katkısıdır. Gemi formundan esinlenen yapı, gemi bacasını anımsatan kulesi ile, Arkan modernizminin güncel koşullara uyarlanmış biçimini yansıtır.

15 H. Kara Apart., Talimhane, 1943-44
1942 yılının Ekrem Uşaklıgil apartmanı Arkan'ın bundan sonra uyarlanmaya çalışacağı gerçekçiliği yansıtır. Yapı oldukça ödünsüz bir modernist etkidedir. (resim 12) Ancak, örneğin ana giriş kapısında, bu kez daha mütevazi detaylar yeterli bulunmuştur. İç mekanda ise yine Üçler apartmanındaki gibi bükülmüş boru korkuluk detayları uygulanmıştır. Mermer kaplamalar ise daha popüler bir anlayışı yansıtır. (resim 13, 14) Birkaç yıl sonra gerçekleştirilen Hüseyin Kara apartmanı ise adeta öncekinin biraz büyütülmüş bir  kopyasıdır. (resim 15) Bu kez detaylar daha da gerçekçidir. Mucize gibi olan bu iki yapının da çok iyi korunmuş durumda ve neredeyse tümüyle özgün biçimlerinde bulunuşlarıdır.[8] Yine 1942'de tamamlanmış olan Müteahhit Lütfi Villası adıyla kaydedilmiş olan yapıyla ilgili ne yazık ki herhangi bir bilgiye ulaşamadık.[9]

17 İzmir Fuarı Sümerbank Pavyonu, 1946
1944 yılında tasarladığı İzmir Fuarı Sümerbank Pavyonu, 1936da yapılmış kendi tasarımı olan pavyonun bir tadilatıdır. (resim 16) Sağır olan üst kat duvarlarında ışık için açıklıklar oluşturulmuştur. İki yıl sonra aynı yapıda bir kez daha tadilat yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kez orta katmandaki açıklıklar yeniden sağırlaştırılmıştır. (resim 17) Bu proje dönemin nadir resmi nitelikli projelerinden biridir. Bu yapıda da ılımlı bir modernizmin sürdürüldüğü düşünülebilir. 1945 yılında tasarlanan ve broşüründe bir maket fotoğrafı bulunan Menemen Stadyumu projesinin Belediye tarafından satın alınmış olduğu belirtilmiştir. Uygulanmadığı anlaşılmaktadır. Arkan'ın burada dönemin yaklaşımına uygun olarak daha simetrik bir kütle arayışında olduğu görülebilir. (resim 18) İkinci ödül kazandığı belirtilen 1945 tarihli Trabzon Sergi Sarayı yarışma projesi de benzer bir simetrik kütle anlayışını yansıtır. (resim 19) Proje Arkitekt'te yayınlanmış olması açısından bir başka istisna özelliği taşır. Arkan'ın kariyerinde yarışmalar giderek daha az yer tutacaktır.

21 Beyazıt Transformatör Binası, 1945-46
24 Kadıköy Transformatör Binası, 1946-47
Bu yıllarda en verimli olduğu anlaşılan alan, "Elektrik, Tramvay ve Tünel İdaresi Teknik Bürosu'nun teknik planları esas tutularak" yapılan transformatör binalarıdır. (Arkan, 1956:13) Arkan'a en cazip gelen konu, olasılıkla onu dönemin ideolojik çatışmalarından uzaklaştıran ve pek de fazla "Türk evinden esinlenme" beklentisi bulunmayan enerji üretim yapıları olmuş olmalıdır. Daha sonraki yıllarda da endüstri yapılarının onu daha çok motive ettiği görülebilecektir. 1943-44 yıllarında tasarlanan Silahtarağa İlave Santral Binası giderek imzası haline gelecek düşey vurgulu cepheleri ve akılcı biçimlenişiyle, Arkan'ın geç döneminin bir prototipi niteliğindedir. (resim 20) Bütün işlevselliklerine rağmen bu teknik yapılar da Arkan'ın ılımlı modernizm ile daha simetrik ve vurgulu bir modern neoklasisizm arasındaki arayışlarına konu olmuş görünmektedirler. Beyazıt Transformatör Binası içeri çekilmiş pencereleri ile daha çok klassisizm yanında durur gibidir. (resim 21) Zeytinburnu Transformatör Binası oldukça sade ifadeli basit bir yapıdır. (resim 22) Kadıköy Transformatör Binası ise simetrik kütle düzenine karşın, cephe elemanlarıyla 30ların modernist diline daha yakındır. (resim 23) Özellikle buzlu camlı pencerelerinin bölüntüleri daha çok modernizm özlemini yansıtmaktadır. (resim 24)  

Doğrusu bu döneme ait yapılar hakkında bilgimiz bu düzeydeyken modernizmde bir direnişten söz etmek biraz spekülatif olacaktır. Eğer direniş biraz abartılıysa, cumhuriyet'in "adında imarını bulduğu" öncü modernisti, taşrada ve enerji yapılarında sürgündedir. Giderek azalmış faaliyeti ile kendi evinde sürgün yaşamaktadır.       



1948-54: Daha Gerçekçi Yaklaşımlar



25 Ferit İnal apartmanı, Büyükdere, 1948-49
Birkaç yıllık görece durgun bir dönemin ardından, 1949-50 yıllarında ani bir etkinlik artışı gözlenecektir. 1948'de özel yaşamında da önemli bir değişim meydana gelmiş, ikinci kez evlenmiştir. Artık daha disiplinli bir mesleki etkinlik içinde olduğu anlaşılmaktadır. 1948'de tasarladığı Büyükdere'deki Ferit İnal apartmanı, dönemin başlıca tanığıdır.[10] (resim 25, 26) İronik olarak Eldem Sultanahmet Adliye Sarayı'nda "milli"den uzaklaşarak "uluslararası stil"e yeniden kapı aralarken, Arkan "cumba"yı denemektedir. Eğer İnal yalısının
cumbası ilkse, Arkan'ın direnişi kurtuluşa az kala kırılmış olmalıdır. Giriş holünün mermer fileto tasarımları, siyah ve beyaz karşıtlıkları, Üçler apartmanını ve Florya köşkünü anımsatırken, ferforje merdiven korkuluğunun ve giriş kapısının desenleri Arkan için yenidir. (resim 27, 28, 29, 30) Bu detaylarda mimarın kontrolü dışına çıkılmış olması da bir olasılık olarak düşünülebilir. Bu dönemden 1966 hava fotoğrafında görebildiğimiz Emin Çiftçi Villası'nın, yıkılarak yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Özgün durumu gösteren fotoğraflarına ulaşamadığımız yapı olasılıkla Ferit İnal apartmanına benzer özellikler taşımaktaydı.

31 Ticaret Bankası Adapazarı Şube Binası, 1949-50
1949'da yeni kurulan bir özel banka müşterileri arasındadır. Oldukça yoğun bir iş listesi gözlenmektedir.1950'de ilk tanıtım broşürünü hazırlar. 1949-50 yıllarında gerçekleştirilen Türk Ticaret Bankası Adapazarı Şube Binası'nın da modernizmle ilişkisini kurmak zordur. (resim 31) Bankanın kurulduğu kentte ilk şube yapısı olarak inşa edilen bu yapı olasılıkla diğer şube binalarının bir prototipi olma özelliğini taşımaktadır. Bu yapı büyük olasılıkla bir başka mimar tarafından tasarlanmış, Arkan kapsamlı bir tadilat ve iç mimarlık projesi gerçekleştirmiştir. Şube yapısı taş subasman kaplaması ve silme detayı, giriş portali ve pencere oranlarıyla klasik normlara daha da yaklaşarak ağır başlı bir banka imajına katkıda bulunmaktadır. Kapı ve pencerelerin ferforje tasarımları, daha çok kurum kimliği yaratmaya yönelik, daha stilizedir. (resim 32, 33) 1950lerin başındaki yoğun faaliyetin bir başka öğesi olan Osmanlı Bankası şubeleri de benzer bir anlayışı sürdürmektedir. (resim 34) Arkan'ın geri dönen modernizmi henüz fark etmemiş olduğu izlenimini yaratmaktadır. Bu yıllarda artık Arkan'ı bir öncü olarak tanımlamak zordur.

1951'de Türk Ticaret Bankası Edirne Şubesi binası ile uluslararası stile keskin bir dönüş izlenir. (resim 35) Türk Ticaret Bankası'nın İstanbul'daki diğer yapıları hakkında bilgilerimiz çok sınırlıdır. Beşiktaş Ajans ve Arşiv Binası 90lardaki kapsamlı bir yenileme sonucunda özgün biçimi konusunda fikir vermeyecek durumdadır. Bahçekapı'daki "Umum Müdürlük Binası Tadilatı" bir 19. yüzyıl yapısı içindeki düzenlemeleri kapsamış olmalıdır. Bu yoğun faaliyet dönemi, anılarda söz edilen bürosuyla çok ilgilenemeyen, peçete kağıtlarına eskizler yapıp bırakan bir mimarı çağrıştırmaktadır. Özellikle öneri projelerinin biçimlenişinde büroda bulunan genç asistanların etkin rol oynadığı dönemin bu sıralarda başladığı düşünülebilir. Ancak şaşırtıcı bir biçimde bu yoğun faaliyet de bir düşüş sürecine girmektedir. Arkan'ın proje listelerinde 1952-53 yılına tarihlenen çok az yapı bulunmaktadır. Bu yıllar da yine özel yaşamındaki düzensizliklere ve belki tek gerçekten trajik denilebilecek olaya, kızını daha sonra görememesine neden olacak, onaylamadığı evliliğine tarihlenmektedir. Bu yıllardan sonraki mutsuzluğu birçok tanık tarafından dile getirilmiştir.[11]


1954-60: Mevzi İmar Planları ve Konut Siteleri

1954-56 yılları tekrar yoğun bir proje etkinliği dönemidir. Yeni bir broşür bu dönemin yapıtlarını listeleyecektir. Bu dönemde büroda oldukça kalabalık ve uyumlu bir genç mimarlar ve teknikerler ekibi bulunduğu da bilinmektedir.[12] Dönemin, uzun savaş yılları boyunca süren konut sıkıntısının ardından, aşamalarla, yoğun bir kentleşme faaliyetine sahne olduğu bir dönem olduğu da bilinmektedir. 1954-55 yılları etkinliklerinin önemli bir kısmını ekonomik konut bölgeleri için, İstanbul Belediyesi Mesken Planlama Müdürlüğü ile işbirliği içinde hazırlanan "Mevzi İmar Planları" oluşturur. Bunların bir kısmı uygulamaya dönüşmüş, farklı biçimde elde edilmiş mimarlık projeleri ile inşa edilmişlerdir.

"Koşuyolu Ucuz Evler Mahallesi" olarak tanımlanan plan Koşuyolu caddesi kuzeybatısında hemen hemen aynen uygulanmıştır. Burada Arkan tarafından tasarlandığı belirtilen Çarşı binası ise bugüne oldukça büyük bir dönüşüm geçirerek ulaşmıştır. (resim 36) "Üsküdar Selamsız Ucuz Evler Mahallesi" adıyla tanımlanmış olan plan ise yine Bağlarbaşı, Gazi caddesi güneyinde bulunmakta ve aynı zamanda İETT kooperatifi olarak tanınmaktadır. "Paşabahçe Ucuz Evler Mahallesi" olarak tanımlanmış olan plan, Beykoz Serviburnu mevkiinde Sümerbank Ayakkabı Fabrikası'nın hemen yanında bulunan, fabrika işçilerinin bir kooperatifi olarak oluşmuştur. Diğer, "Emirganüstü-İstinye Ucuz Konut Mahalleleri", "Beyoğlu Darülaceze Konutları" ve "Florya Ucuz Evler Sitesi" olarak tanımlanmış planların ise gerçekleşmediği ya da etüd düzeyinde kaldıkları anlaşılmaktadır. Çoğunlukla sıra ev olarak tasarlanmış olan bu planların ortak özelliği, bugüne kentte oldukça az rastlanan bahçeli ev yerleşkeleri olarak, sevilen konut alanları olarak kalmayı başarmış, değer kazanmış olmalarıdır.

40 Ticaret Bankası İkramiye Evleri, Şişli, 1954
Benzer nitelikteki bir başka proje de Florya Halk Plaj evleri olarak tanımlanan yazlık konutlardır. Bu yapılar çok yakın zamanda, 2006'da Florya plajının "temizlenmesi" sırasında ortadan kaldırılmışlardır. Ancak İBB'nin 1982 tarihli ve güncel hava fotoğraflarında hala görülebilmektedirler. (resim 37) Ne yazık ki bu yapılara ilişkin bir fotoğraf bulunmuyor. Şişli Abide mevkiinde bulunan, 5 adet konuttan oluşan küçük bir site olan Ticaret Bankası İkramiye Evleri, 70 evden oluşan Erenköy İşçi ve Memur Evleri Sitesi ve birkaç yıl sonraki Güzel Konutlar Sitesi aynı dönemin mimarlık ürünleridir. Ticaret Bankası Evleri aynı zamanda Arkitekt'te yayınlanmış olması açısından bir istisna oluşturmaktadır. (resim 38) Şişli Abide Sitesi olarak tanınan daha büyük bir yerleşkenin 5 konutluk bir bölümünü oluşturan evler, 1. Çevre Yolu'nun kenarında yer alırlar. Köşede yer alan yapı yıkılmış, kalan dördü ise oldukça iyi ve bakımlı durumdadırlar. (resim 39, 40) Güzel Konutlar Sitesi ise, birincisi Barbaros Bulvarı boyunca 5 katlı çizgisel bloklar, ikincisi paralel sokak üstünde iki katlı ikiz ve sıra evlerden oluşan iki farklı biçimde oluşmuştur. (resim 41) Site, tabelalar sayılmazsa, tüm yapılar grubu olarak iyi korunmuş durumdadır. İki katlı konutlarda yer yer eklenti ve değişiklikler bulunmaktadır. Konut olarak kullanılan yapıların azaldığı gözlenmektedir.

43 Güzel Konutlar Sitesi, Balmumcu, 1954-55
Konut sitelerinin Arkan'ı fazla motive etmediği anlaşılmaktadır. Büyük ölçekli mimarlık projelerinin gündeme gelmediği, mevzi imar planları ve konut sitelerinin ve villaların ağırlıkta olduğu bu dönemde birlikte çalıştığı genç mimarların projelerdeki belirleyiciliğinin arttığı düşünülebilir. Özellikle Erenköy projesi ile 1958 yılına tarihlenen Güzel Konutlar Sitesi'nin iki katlı konutları arasındaki benzerlikler ve aynı zamanda, özellikle eğimli yan cephelerin önceki Arkan projelerine benzemezliği dikkat çekicidir. (resim 42, 43) 1954'te bir istisna olarak Arkitekt'te yayınlanmış olan Ticaret Bankası Evleri görünüşlerinin de, projenin Arkitekt'e gönderilişinin de Arkan'ın aynı asistanı tarafından gerçekleştirilmiş olması oldukça akla yakın görünmektedir. (resim 44) Balmumcu Güzel Konutlar Sitesi'nin yüksek blokları ise başka bir dile, büronun daha sonraki yıllarda da sürdüreceği daha güncel bir dile başlangıç oluşturmaktadır. (resim 45) Yine aynı yıllarda, Arkan'ın mevzi imar planlama çalışmalarının bir uzantısı olarak gerçekleştirilen Zeytinburnu Ucuz Blok Apartmanları, adından da anlaşılacağı gibi ekonomik konut arayışına yanıt veren bir projedir. Zeytinburnu apartmanları düşey vurgulu merdiven kovası cepheleriyle Arkan'ın önceki dönemlerdeki projelerini daha çok çağrıştıran bir uygulamadır. (resim 46, 47) Diğer ekonomik konut projelerinin aksine, bireysel onarım olanağı bulunmayan sitede yapılar ve bahçeler oldukça bakımsız kalmıştır. Ancak dar yaya yolları ile bağlanan, bugün otopark haline gelmiş avlular çevresinde örgütlenen yapıların oluşturduğu yerleşim planı bir aidiyet duygusu yaratmış görünmektedir.

Arkan'ın 50lerin ortasında gündemini işgal eden bir başka önemli projesi olan Oto Sanatkarları Sitesi ve Büro ve Sergi Sarayı binalarının mimari proje olarak uygulama şansı bulamamış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak atölyeler kısmının imar planı olarak aynen uygulamaya dönüştüğü hava fotoğrafından anlaşılabilmektedir. (resim 48) Arkan'ın planladığı etap, bugün Sanayi Mahallesi olarak adlandırılan, Levent Oto Sanayi Sitesi'nin Büyükdere caddesi boyunca, Ahmet Bayman caddesi ile Barbaros caddesi arasında kalan bölümünü oluşturmaktadır. Atölye yapıları da tümüyle Arkan'ın projelerine göre yapılmıştır. Ancak bölgenin düzensiz gelişmesi ve kat eklemelerinin yoğunluğu nedeniyle özgün durumdaki yapılara nadiren rastlanabilmektedir. (resim 49) Oto Sanayi Sitesi mütevazi ölçeğine karşın Arkan'ın daha çok motive olduğu projelerinden biri olma özelliğini taşır. Sitenin bir başka özelliği de belki Arkan'a karşı en vefakar yapıtı oluşudur. Arkan Caddesi adı verilmiş olan, meydana ulaşan iki ana caddesinden biri, kaderin bir cilvesi olarak, bugün müzikhollerin yoğunlaştığı en hareketli aksını oluşturmaktadır. (resim 50)

Arkan'ın, mevzi imar planları ve konut sitelerine yoğunlaşmış olduğu bu dönemdeki tutumuna  iyi bir örnek oluşturabilecek, aynı zamanda Arkan'ın akrabası da olan Bor madenciliğinin öncülerinden kimyager Dr. Hüsamettin Yakal tarafından yaptırılan apartman, büyük bir sosyal değişim yaşamış bir bölgede, Şehzadebaşı'nda bulunmaktadır.[13] Tekstil ticaretinin mimari hırsları yapı hakkında fikir edinmemizi büyük ölçüde engellemektedir. (resim 51
1955-56 yıllarında tasarlanan İstanbul'da, çoğu Anadolu yakasında bulunan 5 villa hakkında ise ne yazık ki yıkıldıklarından başka çok sınırlı bilgimiz bulunmakta. Bu villalardan birisinin sahibi, Türkiye'nin ilk müteahhidi olarak tanınan Emin Sazak'ın, köy enstitüleri ve toprak reformuna muhalefet etmiş, 1946'da CHP'den kopmuş ancak DP kurucuları arasına da katılmamış bir siyaset adamı olması not edilebilir. 1966 tarihli hava fotosunda görebildiğimiz Sazak villası simetrisi vurgulanmış bir yapı görünümündedir. (resim 52) Yapıda yaşamış olan Sn. Güven Sazak'tan aldığımız bilgiye göre, yapının tasarımında gün boyu güneş alması önemli bir ölçüt olmuş. Güven Sazak, Arkan'ın bu açıdan başarılı bir planlama yaptığını dile getirmişti.[14] Levent sitesinin kıyısında bağımsız bir gelişme olarak görülen Kemal Güçsav villası ve Caddebostan Plaj Yolu'nda yer alan Bayan Baruh ve Bayan Mizrahi villaları hakkındaki bilgilerimiz hava fotoğraflarıyla sınırlı. Hava fotoğrafına ulaşamadığımız Yeşilyurt'taki Prof. Şevket Tezel villasının ise Melih Şallı'nın ifadesine göre, tek katlı ve çevresel balkonlu bir yazlık ev olduğunu bilebilmekteyiz. Necla Sinoplu ve Nevzat Eren villaları hakkında herhangi bir bilgi edinememiş durumdayız.




1960-66: Daha Tutarlı ve Güncel bir Modernizm

53 İstanbul Porselen, Tuzla, İstanbul, 1959-60
Arkan'ın 56 sonrası yapılarına ilişkin kendisi tarafından hazırlanmış bir liste bulunmamaktadır. Bu döneme ilişkin yapı listeleri çoğunlukla bürosunda çalışmış genç mimarların anılarından ve özellikle Melih Şallı'nın anımsamalarıyla oluşturulmuştur. Anılarda 1960 yılı, Arkan'ın çok önemsediği bir yüksek  yapı denemesi olan Tozkoparan THY Terminali projesinin iptal edilmesinin yarattığı hayal kırıklığıyla hatırlanır.[15] Yine 1960 yılına tarihlenen Tuzla'daki İstanbul Porselen Fabrikası ise Arkan'ı yıllar sonra tekrar mimarlığa döndüren bir proje izlenimi
yaratmaktadır. (resim 53, 54) En çok motive olduğu alanın, müşterilerin estetik beklentilerinin görece geri planda olduğu üretim yapıları olduğunu düşünmek mümkündür. Transformatörleri de çağrıştıran bu büyük üretim yerleşkesi, Atatürk'ün mimarının 1930'larda cumhuriyetin endüstrileşme misyonunu hatırlayarak, belki o yıllardaki anlayışını sürdürebilme özgürlüğünü bulduğu son yıllarının özel bir yapıtı görünümündedir.


60 Çalış Apartmanı, Cihangir, 1958
Bu dönemde birkaç prestij yapıya da imza attığını düşünebilecek verilere sahibiz. Melih Şallı'nın belirttiğine göre bazı projeler Arkan'ı daha çok motive etmekteydi. 50lerin sonunda bu projeler arasında bazı prestij konut projeleri de bulunmaktaydı. Çiftehavuzlar'daki Süleyman Şahinbaş villası ve Nişantaşı'ndaki Fahrettin Soysal apartmanı bunlar arasında sayılabilir. Süleyman Şahinbaş villasının yalnızca, terasını ve merdiven çatısını algılayabildiğimiz bir hava fotoğrafına ulaşabilmekteyiz. (resim 55) Melih Şallı tarafından çok özel cephesiyle hatırlanan Valikonağı Caddesi'ndeki Fahrettin Soysal apartmanının ise yıkılarak yeniden yapıldığı anlaşılıyor. Ancak yeni yapı gabari olarak eski yapının çizgilerini taşıyor olsa bile Şallı'ya göre eski yapıyı hatırlatmıyor. (resim 56) Planlarına ulaşabildiğimiz bir başka yapı olan, Bayan Hümeyra apartmanı olarak adlandırılan dışbükey bir yaydan oluşan cepheli yapının (resim 57) kendisinin yıkılmış olduğu ancak birkaç ikizinin ayakta bulunduğu anlaşılıyor. Yine Halaskargazi caddesi üzerinde, Osmanbey'de bulunan, olasılıkla yine Dr. Hüsamettin Yakal tarafından yaptırılmış olan Bor apartmanı, Şallı'ya göre Arkan'ın imzası niteliğinde olan siyah beyaz mermer filetolu yer kaplamaları ve boru kesitlerinden oluşan demir doğramaları ile aynı planın ayna simetriğine göre oluştuğu anlaşılıyor. (resim 58, 59) Cihangir'de Kumrulu Yokuşunda bulunan Çalış apartmanı da aynı planın farklı bir uyarlaması olarak, giriş hollerindeki Arkan imzaları ile kolayca tanınabiliyor. (resim 60, 61)

Anılarda yer alan bir başka yapı da Arkan'ın K Han'daki son bürosunda ev sahibi olan, daha sonra villasında da tadilat yapacağı Mehmet Kavala için tasarladığı Galeri yapısıdır. Mehmet Kavala'nın temsilcisi bulunduğu deniz motorlarının satış ve servis işlevlerini ve ofisleri barındıran ve anılarda bitmeyen tadilatları ile gündeme gelen bu teknik yapı hakkında yalnızca hava fotoğrafı bilgisi edinebilmekteyiz. (resim 62) Yapının yakın zamanda yerini bir hastane inşaatına terk etmek üzere yıkıldığı biliniyor.

65 Pe-Re-Ja Kolonya Fabrikası, Haznedar,1964
1961-62 yıllarında büronun yine durgun bir döneme girdiği anılara yansıyor. 1963'ten sonra ise biraz daha farklı bir döneme girildiğini düşünebilmekteyiz. Son yıllarının bir başka önemli yapıtı, yine bir endüstri yapısı olan 1963-64 yıllarında tasarlanan Haznedar'daki Pereja Kolonya Fabrikası da öncekilerden biraz daha farklı bir anlayışı yansıtır. (resim 63, 64) Yapıyı Murat Gür'ün ifadesiyle "seçkin bir biçimde stilize edilmiş" çıkma ve fabrikadan satış için hizmet veren altıgen biçimli bir kiosk karakterize etmektedir. (Gür, Gür, 2001:49) Arkan bu yapıyla, daha çok motive olmakla birlikte, 30lara dayanan karakteristik düşey vurgulu cephe düzenlerinden ve genellikle Mendelsohn etkisi olarak yorumlanan "art-deco" yaklaşımından uzaklaşarak, daha yalınlaştırılmış ve güncel bir yoruma ulaşmış sayılabilir. Bu ilginç yapı bugüne oldukça tuhaf bir biçimde ulaşmış durumdadır. Doğramalar tadilat amacıyla söküldükten sonra fabrika başka bir yapıya taşınmıştır. (resim 65, 66) Şu anda boş olarak tutulmakta, açık alanları otopark olarak kullanılmakta, bir yandan da fabrikadan satış sürmektedir.  

69 Cevher Özden Villası, Yakacık, 1965-66
Yine bu yıllarda tasarlanan ve Murat Gür tarafından inşaatı uzun sürdüğü belirtilen Yakacık'taki Cevher Özden villası ise yine çok tuhaf bir durumdadır. Hava fotoğraflarında da algılanabildiği gibi, çevresinde sanayi gelişimi olan yapı, bir süre restoran olarak kullanıldıktan sonra bugün bir asansör fabrikası haline gelmiştir. (resim 67, 68) Dışarıdan neredeyse tümüyle sarılmış ve restorana dönüşürken birçok eklenti yapılmış olan yapının iç mekanları ise çoğunlukla özgün durumdadır. (resim 69) Son yapıtı olan Anadoluhisarı Spor Tesisleri, Arkan'ın yine çok motive olduğu, altın planın incelendiği Almanya seyahatine konu
70 Anadoluhisarı Spor Sitesi, Küçüksu, 1965-66
olmasıyla anılarda yer alan büyük bir projedir. Proje Arkan'ın vefatından sonra tamamlanmıştır. Yapı bugüne, ön cephelerinde giydirme niteliğinde bir tadilatla ulaşmış görünmektedir. (resim 70, 71) Hava fotoğraflarında da görülebileceği gibi Kapalı Spor Salonu, küçük salonlar ve idari birimlerin bulunduğu blok giydirilmiştir. (resim 72, 73) Açık tribün olarak gerçekleştirilmiş stadyumun üstüne bir örtü yapılmıştır. (resim 74) Büyük Spor Salonu'nun iç mekanlarında özgün detaylar ve malzemeler görülebilmektedir. (resim 75)


Cam "perde duvar"ı onaylamadığını bildiğimiz, 30lardaki anlayışını en azından İstanbul Porselen yapısına kadar tutarlılıkla sürdüren Arkan, son yıllarında, 1966'daki ani ölümüne kadar, sayıca az da olsa, güncel mimarlık anlayışlarını daha çok yansıtan, oldukça tutarlı bir çizgi izleyen yapılar üretmiş görünmektedir. Kendisi tarafından hazırlanmış 56 yılından sonrasını kapsayan bir yapı listesi bulunmadığı için bu yıllara ilişkin projeler hakkındaki bilgilerimiz oldukça sınırlı. Kronolojik sıralamalarda da kesinlik bulunmamakta. Ancak 60ların projeleri, önceki on yıla göre daha tutarlı ve uyumlu bir büro düzeninin ürünleri olduklarını düşündürtmekteler.

Arkan'ın 1940'dan sonraki meslek pratiğinin oldukça inişli çıkışlı olduğu söylenebilir. 1940ların başında yaşadığı anlaşılabilir hayal kırıklıklarının sonucunda, zaman zaman ideolojik çatışmalardan kaçarak, mimarlık anlayışını ödün vermeden örneğin endüstri yapılarında sürdüren, zaman zaman da daha popüler olma kaygısı güden anlayışlara yöneldiği gözlenebilir. Göründüğü kadarıyla, popüler olmak da, zamanın gerisine düşmek de onun için motivasyon kaybettirici olabilmiştir. Bütün bu süreçte her zaman geçerli olan kendi özgün mimarlık anlayışına inancını kaybetmeyişidir. Bu özgüven ile yeniden çıkışlar yapmış, yapıtlarını özenle listelemiş, çizim ve fotoğraflarını saklamış, ilk mimar broşürünü bastırmıştır. Arkan'ın kariyerinde değişmeyen ve anlaşılması en zor görünen boyut akademik dünyanın dışında kalışıdır. Akademi'de çok saygı duyulmasına karşın çok az hatırlanışı da ilginçtir. Örneğin "Akademiye Tanıklık" adlı derlemede yalnızca Muammer Onat tarafından, "yabancı sözcükleri sonuna kadar sürdüren tek hocamız" olarak, kullandığı "periferik" sözcüğüyle hatırlanır.[16] Birkaç "saygıyla anma" girişiminden birinde bulunan Yürekli'ler de onun "jeneratris" kavramını öne çıkarırlar. (Yürekli, Yürekli, 2002:104) Bu kavramlarla yaşayan bir entellektüel mimarın "akademi"nin periferinde bulunması nasıl açıklanabilir? Nasıl yıllarca hiçbir projesi yayınlanmaz? Arkan'ın da en büyük sorunu bu yalnızlaşma olmalıdır. Onun mimarlığı akılcı, güçlü duygular taşıyan ve çok özgün bir mimarlıkken o hep kendine özgü kalmayı seçmiş görünüyor.
           

Kaynaklar:

1954, "Türk Ticaret Bankası İkramiye Evleri - Y. Mimar Muallim Seyfi Arkan", Arkitekt, sayı: 7-8, ss.109-110.

1992, "Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası",  Arredamento Dekorasyon, sayı:35, 1992/3, ss. 96-97.

Arkan, S. 1956, Seyfi Arkan ve Eserleri: 1933-1956, Türk Himark Plan Yapı Müessesesi, İstanbul.

Akcan, E. 2006, Çeviride Modern Olan: Şehir ve Konutta Türk-Alman İlişkileri, YKY, İstanbul.

Aru, K. A. 2001, Bir Üniversite Hocasının Yaşamının 80 Yılı, YEM, İstanbul.

Gezgin A.Ö. (ed.) 2003, Akademiye Tanıklık 2, Bağlam Yayınları, İstanbul.

Güner, N. 1967, "Seyfi Arkan: 1904-66", Akademi, sayı:6, ss.51-52.

Gür, Ş.Ö. ve M.M. Gür, 2001, “Cumhuriyet'in Mimarı Seyfi Arkan'ı Son Müridi Anlatıyor”, Yapı, sayı:238, ss.47-56.

Gürel, Y. 2010, "Erken bir Modernist: Seyfi Arkan", Betonart, sayı: 25, ss. 64-69.

Kumral, B. 1995, "Zeki Sayar" (söyleşi), Anılarda Mimarlık, YEM, İstanbul, ss. 100-113.

Onay, S. 1992, "Seyfi Arkan'ın Hayatı", Arredamento Dekorasyon, sayı:35, 1992/3,  ss. 97-99.

Seyfettin Nasih, 1933, "Stadyumlar: Alman Stadyumları Hakkında bir Tetkik Raporu", Mimar, sayı: 9-10, ss. 299-314.

Tanyeli, U. 1992, “Seyfi Arkan: Bir Direnme Öyküsü”, Arredamento Dekorasyon, sayı:35, ss. 88-94.

Tanyeli, U. 2007, Mimarlığın Aktörleri: Türkiye 1900-2000, Garanti Galeri, İstanbul.

Yürekli, H. ve F. Yürekli, 2002, “Cumhuriyet'in Mimarı: Seyfi Arkan, Unutulmuş Bazı Yapıtları”, Arredamento Dekorasyon, sayı:2002/5, ss.98-105.






[1] Zafer Akay, Behçet Ünsal ile yayınlanmamış söyleşi, 2003.

[2] Arkan'ın ilk kez Hariciye Köşkü yarışmasını kazandıktan sonra Atatürk'ün huzuruna kabul edildiğini belirten Murat Gür, bu dönem için Atatürk'ün Eldem için düşüncelerine değin ilginç değerlendirmelerde bulunur. Bu bilgilerin Gür'e Arkan tarafından sözel olarak aktarılmış olabileceğini düşünüyoruz. Gür, Gür, 2001:49-50.

[3] "Bir gün Atatürk'ün huzuruna çıktığında bir perspektif götürmüş. (...) Atatürk bakmış ve "Bunu siz mi çizdiniz Seyfi Bey?" demiş. Seyfi Bey, "Evet efendim" deyince, Atatürk köşkü aratıp bir parça saman kağıdı buldurtmuş ve "O zaman bir tane de burada çiziniz" deyip Hoca'yı odada bırakıp çıkmış. Hoca bir öncekinden de güzel perspektifi kısa sürede tamamlayınca durum Atatürk'e bildirilmiş. Atatürk Hoca'yı bıraktığı odaya gelerek çizime bakmış ve Seyfi beyi alnından öperek "Aferin" demiş." Gür, Gür, 2001:49.

[4]  Kenan Yontunç: 1992, "Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası":97;  Akcan,2006:103.

[5] Ölümünden sonra kısa bir biyografisini yazan Nevzat Güner'in de belirttiği gibi eserlerinin olağanüstü sayısı broşüründe yayınlanmış olan listeden anlaşılmakta. Projelerin büyük bir çoğunluğu hakkında bilgimizin bulunamayışı ise özel bir durumdan kaynaklanmaktadır. Arkan'ın ölümünden sonra, reddi miras nedeniyle, büroda bulunan tüm gereç ve çizimlerle birlikte, yapıların fotoğrafları bulunan klasörlerin de bırakılmış olması. Güner, 1967.

[6] Fotokartı kullanmamıza izin veren Uğur Tanyeli'ye teşekkürler. Yapının kimliğini aynı yıllarda yapılmış olan Emeç Villası'nda yaşamış olan Sn. Leyla Tavşanoğlu da doğruluyor. Yapının dönemdeki sahibinin, Nevrol Cemal adlı sakinleştirici ilaçla tanınan, eczacı Cemal Nevrolcu olduğunu biliyoruz.

[7] Yapı hakkında görsel malzeme ve bilgi sağlayan Sn. Leyla Tavşanoğlu'na teşekkürler. Zafer Akay, Leyla Tavşanoğlu ile Sözlü Tarih Çalışması, 2010. Ayrıca, özellikle Suadiye ve Anadolu yakasındaki villaların izini sürerken bizi destekleyen Prof. Dehen Altıner'e de çok teşekkürler.

[8] Bu yapıların kimliklerini, yoğun sosyal değişim nedeniyle, ne yazık ki yerel tanıklarca doğrulatamadık. Ancak herşeye rağmen detaylar yapıların birer Arkan tasarımı olduğunu ele veriyor. Uşaklıgil apartmanının bulunduğu caddeyi hatırlayan Leyla Tavşanoğlu'na ve daha detaylı bir adres tarifi ile bulmamızı sağlayan gazeteci Erol Şadi Erdinç'e teşekkürler.

[9] Bu yapının Göztepe - Kuyubaşı durağı yakınlarında, 1950lerde Kayışdağı caddesi 96 numarada bulunan Lütfi Kotan'a ait villa olduğunu düşünmekteyiz. Bölgede numaralar ve toplumsal yapı fazlaca değişmiş olduğundan yapının bugünkü yerini belirleyemedik. Aileye de ulaşamadık.

[10] Yapıyı bulmamızı sağlayan Büyükdere mahallesi muhtarı Gül Bayrak ve "Son İskele Büyükdere" kitabı yazarı Hikmet Öziş'e teşekkürler.

[11] Tüm anı yazarları bu konuyu benzer biçimde yorumlarlar. Kumar tutkusu da eşzamanlı olarak gündemde gözükmektedir. Özellikle: Kenan Yontunç: 1992, "Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası":97. 

[12] Bu döneme ilişkin bilgiler, zaman zaman Arkan'ın bürosunda da çalışmış olan oğlu Melih Şallı'dan edinilmiştir. Kendisine çalışmamızın tümüne yönelik katkıları ve sabrı için çok teşekkürler. Onun katkıları olmasaydı bu çalışma çok eksik kalacaktı.

[13] Yine yerel tanıklarca kimliği doğrulanamayan yapının yerini, hava fotoğraflarını karşılaştırarak, Melih Şallı'nın tanımladığı konuma göre belirledik.

[14] Yapıyı hatırlayan ve bilgi veren Sn. Güven Sazak'ı, malesef sağlık sorunları nedeniyle yapının fotoğraflarına ulaşamadan kaybettik. Saygıyla anarız.

[15] Zihni Kuşalan: 1992, "Anılarda Seyfi Arkan ve Dünyası":96.

[16] Öykünün tamamı şöyle: "Bir konut yerleşmesi yapan bir öğrenci, yerleşmenin etrafına çevresel bir yol yapmış. Projeyi anlatırken Seyfi bey "çevresel yol" yerine "periferik" sözcüğünü kullanıyor. Öğrenci bunu teleferik anladı ve itiraz etti: "Teleferik değil Hocam." Gezgin, 2003:151.


"Kendi Evinde Sürgün Modernizm: Seyfi Arkan'ın 1940 Sonrası Yapıtları", Modernist Açılımda Bir Öncü: Seyfi Arkan, (ed. Ali Cengizkan, Müge Cengizkan, Derin İnan) Mimarlar Odası, 2012. s. 147-159.

Resim sayısı yayındakine göre azaltılmıştır. Numaralar yayındaki numaralamaya referans vermekte.
 

5 yorum:

  1. Dipnot 9 ile ilgili Göztepe Kemal Kayacan sokağa bir göz at istersen. Tütüncü Mehmet Efendi Caddesinden girişte sağdan 2. binadır. Tarz çok benziyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

      Sil
    2. Teşekkürler Çiğdem. Yandexte ağaçlardan hiçbirşey görünmüyor her zamanki gibi:

      http://harita.yandex.com.tr/-/CVvgUE5I

      Bakacağım. Ama araştırdığımız Lütfi Kotan adına 1950 telefon rehberinde rastlanan bir adresti. Burada stil dışında bir ipucu da olmalı.

      Sil
  2. Eskiden oturduğum binanın yan komşusuydu bu bina. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama oturan yaşlı iki kardeşin baba adları da buydu galiba. Değilse de o kadar eskiler ki mahallede binanın ne olduğunu kesin bilirler.

    YanıtlayınSil
  3. Muhteşem olmuş Zafer Bey kutlarım. Ne kadar özgün resimler. Bu gün bu yaklaşımı doktora tezlerinde bile bulamıyoruz. Ayrıca bakış açınızı ve Cumhuriyet Bayramınızı da kutlarım. Bu konulara o kadar ilkel ve gerici bakış açıları ile de karşılaşıyorum ki...Gurur duydum ve yalnız olmadığımı anlayarak sevindim. Teşekkürler size...Şengül Öymen Gür

    YanıtlayınSil